“Masalda kadının sesi her zaman kayıptı. Her zaman! Her şeyden bıktım. Aynen öyle, prenses olmaktan sıkıldım. Soruyorum size, bunda beğenilecek ne var? Masalsı bir sofra kurup başında durarak ‘Bunu yeme, şunu yeme, şişmanlama, şişmanlarsan prensler seni beğenmez!’ diyorlar. Kimin beni beğenip beğenmeyeceği umurumda bile değil. Bu durumun bana sağladığı bir fayda yok. Bir yerlerde karşımıza ejderha, dev ya da başka anlamsız varlıklar çıkınca babam hemen ‘Kim buna gününü gösterirse, kim ona gününü gösterirse, onu kızımla evlendireceğim!’ diye bağırmaya başlıyor. Sen koca kralsın ya, bir sürü de mal varlığına sahipsin. Ya krallığının bir kısmını ver ya da altın vaat et. Hiç öyle yapar mı? Hemen beni öne sürüyor. Bu ejderhalar iyi ki son zamanlarda biraz güçlendiler, eskiden bir silleyle kellelerinden oluyorlardı ki babamın bazı bilmeceleri olmasaydı belki bugün krallıktaki erkeklerin yarısıyla yatmak zorunda kalırdım. İtiraz edecek olursam, haydaaa… Kendimi kulede hapiste buluyorum… Yirminci katta otur ve şövalyenin birinin çıkıp seni kurtarmasına kadar güneş ışığının içeri girmesini bekle… D vitamini eksikliğinden o şövalyenin elinde ölüp kaldıktan sonra istedikleri kadar ‘dünyalar güzeli’ desin dursunlar bana. Benim, bir prensesin, böyle olduğum yerde, diğer kadınların ne hâlde olacaklarını düşünebiliyor musunuz?