Güneş gibi parlak ve güzeldir yârin yüzü, görmeden katlandığın, görünce bırakmadığın, inandığını ve düşündüklerini unuttururan bir tebessümü vardır, sıcak bir havada esen rüzgar gibi hissettirir gülüşü.. Hani en sevdiğin müziği açarsın yanında kahven elinde tüten her ne varsa hiçbir derdinin olmadığını düşündüğünü ya da unuttuğun o anda gelir aklına. İnsanlar çıkar hayatından Fakat, gördüğün düşler ne rüyanda ne de gerçek hayatta yakanı bırakır. Unutmak istemezsin hatıralara saygımdan değil elle tutulur hiçbir hatıran olmadığı için elinde olan en küçük kırıntılara sarılırsın ağlamak istersin sessizce sonra hiçbir Köşen hiçbir yerinin olmadığını farkedersin ışıkları kapatırsın ve zaten uykuda geçirdiğin hayatının yarısını onu düşünerek geçirmek için karanlığa perestiş edersin bazen için sıkılır karanlıktan bir mum alırsın eline ışığa gereksinimin olduğundan değil, seni sarıp sarmalayan derdini ruhsuz ve cansız ateşe bırakmak için.. okursun ve daha çok okursun ama böylede kendini uçsuz bucaksız bir Okyanusya bulursun hemde tahmin edin neyin içinde; evet içi su alan o kayığın içinde sağın solun önün arkan aynıdır, işte şimdi farkettin mı bilmem ama tam da zamanın ortasındasın akrep ve yelkovanın tam ortasında.. gözlerin delicesine büyür lakin gecenin ortasında hiçbir şey göremezsin elini bile göremezsin. Buna zaman mı dersin yoksa Araf mı ya da adı konulamayan ne varsa o işte. Kendini bile göremediğin o yerde sana varlığını hissettiren nedir ? Kafamı kaldırıp baksam gökyüzüne gidebilir miyim gökyüzünün en parlak yerine ? Bana yakın olan tek şey milyarlarca ışık yılı ötesinden zamanın sonuna gelmiş bir gezegen başka bir şey değil.