Mislina

Mislina
@Myradelis
"Luctor et emergo!"
Rüyanın kıyısında, uykunun reddinde.
743 okur puanı
Ocak 2018 tarihinde katıldı
Musevi halkının yalnızlığına da benzemezdi onların kimsesizliği. Dünyanın dört bir köşesinde kendilerine yurt arayan, yerleştikleri yerde horlanan, kendilerine hayat hakkı tanınmayan bu insanların yıkılmaz bir dayanakları vardı: Kitapları...Dünyanın ve insanın yaratılışını, tarihi anlatan bu koskoca kitap, sonradan gelen iki büyük dinin temeli olmamış mıydı?
Toprak yoksa, kitap vatan olur. Dağılmışlık varsa, metin birleştirir.
Acaba sevdiklerini yan yana yürüdüklerini artık görmekten vazgeçseler ya da ayrılsalar ne yaparlardı? Yine de sevmeye devam mı ederlerdi? Yoksa araya giren mesafeyle başka bedenlerin, başka ruhların cazibesine kapılıp vazgeçerler miydi? Başka bir ten, başka bir ruh unutturabilir miydi gerçekten hissedilenleri?
Belki de asıl soru şu: İnsan sevdiğini mi unutur… yoksa onsuz yaşamaya alışmayı mı öğrenir?
Jean-Jacques Rousseau haklı mıydı? İnsanların doğuştan iyi oldukları ama medeniyetin oluşması ve yerleşik düzene geçilmesiyle her şeyin ters gitmeye başladığı doğru muydu?
Rousseau kısmen haklıydı. İnsan doğası bütünüyle masum olmasa da, yerleşik hayata geçişle birlikte değerler değişti. İnsanlar artık oldukları gibi değil, nasıl göründükleriyle ölçülmeye başlandı. Mülkiyet, statü ve rekabet duygusu, insanın içindeki kıyaslama ve hırsı büyüttü. Medeniyet her şeyi tersine çevirmedi belki, ama insanın içindeki bu yönleri güçlendirerek daha görünür ve belirleyici hale getirdi.
...Cinayet işlemekte en usta olanlar, cinayete karşı olduklarını söyleyenlerdir Ve nefret etmekte en usta olanlar, sevgiye övgüler yağdıranlardır ve nihayet savaşmakta en usta olanlarsa övgüler yağdırıp duranlardır barışa.
Amacı dışında yapılan yönlendirmelere yanıt vermiyorum. Paylaşımın çerçevesi açık.