Yalnızlık üzerine bir kitap yazmaya karar verdim.
Hayatım kötü gittiğinde neden mutsuz olduğumu yazıyorum,böylece ruh halimle dalga geçmeyi başarıyorum.
"Bizi dinleyecek kimse olmadığı için yazı yazıyoruz. Edebiyat olmasaydı, yalnız kaldığında bir insanın neler düşündüğünü hiçbir zaman öğrenemeyecektik."
Yalnızlık üzerine bir kitabı iki kişi birlikte yazamayız.
Başkalarından yardım alamayız. Yalnız olmak zorundayız.
Bu koşullar bana uyuyor, önümdeki beyaz kâğıda bakarken yalnızım.
Kitap kısa olacak, öyle olmasını umduğum yalnızlığım gibi.
Bu acının bedenimdeki yerini tespit etmeye çalışıyorum, kaynağı tam olarak neresi? Şimdi göğsümün derinliklerinde, diyaframın olduğu yerde, beni boğuyor, nefes almamı engelliyor.
Aslında bu göçebe bir ağrı. Şimdi yukarıda boğazımda, ağlama merkezinin oralarda bir yerde. Şu anda hamur kıvamında, tam pişmemiş ekmek gibi, yutması zor.
Sana yazmaya başladığım ilk günden beri sana yazmaktan kaçmaya çalışıyorum. Bu uğurda ne kavgalar verdim bir bilsen. “Yok,” dedim. “Bitti,” dedim. “Öyle biri yok benim için, o defter kapanmıştır!” dedin ama kimseye dinletemedim. Madem öyle, ben de artık ters yöne koşacağım, ömür boyu sana yazacağım Osman.
Kırılganlıklarından dolayı acı çeken kırılgan kişilerin, zaman zaman kaygılarını frenleyecek bir ilaca gereksinimi olabilir ama çok zaman ilaca hiç gereksinimleri yoktur; ancak, profesyonel olması şart ol-mayan, dinlemeyi bilen bir tedavi ekibine, hatta belki de kader birliği kurabilen kimselere ihtiyaçları vardır. Bu durumda, daha kuvvetli olan kişi daha zayıf olanın elinden tutar.