Hayatları boyunca hergun kendilerinden bekleneni yapmaktan epey yorgun düşmüş bir çok yoldaşımız bazı nedenlerden dolayı bu kurtuluşdan geri kaldılar
Bazılarının olanlar herkes tarafından duyulduğu taktirde şaşkına dönecek hatta suçlanacak aileleri vardı bazıları ise zayıftı ve ölümün sonuçlarından korkuyordu
Bunu bir dereceye kadar bende yaşıyorum kafama bir silah dayayıp tetiği çekemem çünkü kendimden daha güçlü olan birşey beni bundan alıkoyuyor üstelik her ne kadar hayattan nefret etsem de bedenim ölümü yakalayıp icabına bakacak kadar güçlü değil
Franz Kafka eserlerinde hep kendini suçlu ve bir şeyi yapmaya mecburmuş gibi hissetmesinin sebebi de küçükken babasının onu hor görmesi ve girdiği suçluluk psikolojisinin bir yansımasıdır.
Dönüşüm kitabında ise bu durum aynıdır kitabın baş karakteri olan Gregor samsa bir sabah böceğe dönüşmüş olarak kalkar daha yatakta tam doğrulamadan işe nasıl gideceğini ve patronuna ne cevap vereceğini düşünür birlikte yaşadığı aileside bu böceğe ilk başlarda yardım etsede ondan bir süre sonra tiksinmeye başlar fakat bence samsa bu hikayede böceğe dönüşmese bile hiçbir şey değişmeyecektir zaten samsa bu hayatında kendini böcek gibi hissediyordur sevmediği işi yapmak iş hayatındaki ve ailesinden gelen baskıyla beraber samsa insan olmaktan çıkmış ve yabancılaşmıştır bile
Samsa böceğe dönüştüğü vakit düşündüğü tek şey bu halde işe nasıl gideceğidir "böceğe nasıl dönüştüm" , "böcek olmaktan nasıl kurtulabilirim"
soruları yerine işe bu halde nasıl gideceğini sorması işe gitme kaygısının böcek olma kaygısının önüne geçtiği bu durumda bu kişi zaten hayattan çoktan kopmuştur bu hikaye ailesine , işine kısacası çevresine yabancılaşan ve içinde bulunduğu saçmalıklar sonucu yaşamdan kopan birinin hikayesidir
kafkanın bu kitabı ve diğer kitaplarında da görüldüğü gibi karakterler kontrol edemedikleri bir durumla karşı karşıyadır fakat bu karakterler yaşadıkları bu olayların onları mağdur etmesine rağmen hayatlarına devam etmiştir
Dönüşüm kitabının sonucunda samsa böcek olarak kalmaya devam etmiştir ve istediği şeye ulaşamamıştır ama kötü sona rağmen karakterin mücadele etmeye devam etmesi bu hikayeyi güzel kılan şeydir
Antoine de Saint-Exupéry yazdığı Küçük Prens sadece çocuklar için yazılmış bir hikaye değil, aynı zamanda derin felsefi temaları içeren bir başyapıttır.
Hikayenin ana karakteri olan Küçük Prens, insan doğasının karmaşıklığını ve yetişkinliğin içsel zorluklarını anlatırken, masumiyetin ve insanlığın arayışını vurgular.
Hikayenin temel felsefi teması, masumiyetin değeri ve yetişkinliğin masumiyeti nasıl yitirdiğini sorgulamaktır.
Küçük Prens, yaşamı ve dünyayı sorgulama isteğiyle gezegenler arasında yol alır. Bu seyahat sırasında, her gezegende tuhaf yetişkinlerle karşılaşır ve bu karakterler, yetişkin dünyasının karmaşıklığını temsil eder.
Küçük Prens'in hikayesi, hayal gücünün ve yaratıcılığın önemini de vurgular.
Hayal gücü kişinin potansiyelini ortaya çıkarmasına olanak tanır. Potansiyelin ortaya çıkmasıyla birlikte başarı beraberinde getirir.
Gezegenler ve karakterler, çocuksu hayal gücünün bir ürünü olarak ortaya çıkar.
Bu, okuyuculara hayal gücünün yaşamın karmaşıklığını anlama ve başa çıkma yöntemi olduğunu hatırlatır.
Kitapta ölüm teması da önemli bir rol oynar. Küçük Prens, kendi ölümünü kabullenir ve bunun yaşamın kaçınılmaz bir gerçeği olduğunu anlar. Ölümsüzlük, hikayenin merkezinde bir yer tutar ve insanların ölümsüz olma arzusu ve kaçınılmaz gerçek arasındaki çatışmayı yansıtır.
Sonuç olarak, Küçük Prens klasik bir masal olmanın ötesinde, derin felsefi temaları işleyen bir eserdir.