Hayatın o yorucu hengamesine, taşıması meşakat isteyen gamlı yüküne uzaktan bakıp da hiç değmeden yaşamayı hayal ediyordu Jülide. En azından bir süredir böyle yaşayabilmek için yakın çevresinden uzaklaşmıştı. Sanki hayata bir kere dokunmuş, dokunduğu o kısacık anda, üzerinde derin, acıtan bir iz kalmış, sonra zaman geçmiş ama acısı geçmemiş, zamanın iyileştirici marifetinden de umudunu kesmiş, aklına gelen her şeyi denemiş ama bir türlü geçmemiş, bir türlü geçmemiş, bir türlü... Artık geçeceğine dair bütün beklentisini kaybetmiş, o andan itibaren bir daha hayata dokunmaya cesaret edememişti.
İnsanın en ölümcül yarası, içinde anbean büyüyen gitme hevesidir.
(...)
Uzunca bir süre doğru zamanın gelmediğini düşünmüştü muhtemelen. Oysa gidenler her daim geç kalmıştır. Gitmek derdine bir kez düşen için artık kalmak da yaradır.