Ana rahminden başlayıp ölüme giden yolculuk Hayal Kırıklıkları Kitabı
Beyin kanaması geçirip 2 yıl yatağa mahkum olup, ölen bir kadının ağzından dinliyoruz hayatı. Ana rahminden çıkıp, cocukluguna uğruyoruz. Hayallerini ve oyunlarını dinliyoruz. Ergenliğini, gençliğini ve tabii ki yaşlılığını. Bunların arasındaki geçişler hoş, sıkmadan bir solukta okunabilecek şekilde yazılmış. Daha önce hiç bir eserini okumadığım Margit Schreiner ile bu eserle tanışmış oldum ve çok da memnun oldum.
Bu şarkıyla tamamlayabilirsiniz okumanızı..
music.youtube.com/watch?v=kLo2ol0...
Tatar Çölü...
Tatar Çölü, kısa süreliğine görev için Bastiani Kalesi'ne atanan Teğmen Drogo'nun hikayesidir. Ama bu görev ne kısadır, ne de uzun. Dönemez Drogo oradan, hayatın tekdüzeliğine alışır, dönmemek için kendi kendine bahaneler üretir ve 4 aylık olacak bu görev ömrüne yayılır.
Aslında hayat akmaktadır ama Drogo için değil. Ara sıra ailesini ziyarete gider; onların değiştiğini, hiçbir şeyin aynı kalmadığını görür. Oysaki Drogo için her şey aynıdır. Çöl oradadır ve düşmanın gelmesi beklenen çöl, Drogo'nun tekdüze, durağan hayatını temsil eder.
Sonunda düşman görünür ama her şey için çok geçtir. Bir ömür tüketmiş olan Drogo'ya düşmanı görmek bile nasip olmamıştır.
Bu kitap hayatımın kitabıdır. Drogo ben, Tatar çölü ise durağanlığım, alıştığım tekdüzeliğim. Bilerek üretilen bahaneler, konfor alanından çıkmama çabası, devinimsiz bir hayat. Bile bile atılamayan adımlar... Hayat akıyorken, olduğu yerde sayan ben...
Selam olsun Teğmen Drogo'ya Bir pelerinim yok ama hallederiz onu da...
"Tüm bunlar artık ona aitti ve bunları terk etmek Drogo’ya acı verecekti. Ama aslında o bunu bilmiyordu, ne gitmesinin kendisine nasıl bir çaba gerektireceğinden, ne de kaledeki yaşamın günleri, birbirinin tıpkısı günleri, baş döndürücü bir hızla yutup gittiğinden haberdar değildi. Dün ile evvelsi gün birbirinden farksızdı, onları birbirinden ayırt edebilmesi olanaksızdı; üç gün önce olmuş bir şey de yirmi gün önce olmuş bir şey de sonuçta ona eskiden olup bitmiş bir şey olarak görünüyordu. Böylece o ayırdına varamadan zaman akıp gidiyordu.”
Tatar Çölü