Yüzünde bir oraya bir buraya başıboş uçuşup duran düşünceler gözlerine konup geçer, yarı açık dudaklarına tüner, alnının kıvrımlarına gizlenir, sonra hepten yitip gider ve boş vermişliğin birörnek ışığı yüzünde titreşirdi.
“Gerçekler de insanı öldürdüğü için ölüme benzer.” Kitabın özeti sayılacak cümle bence. Firdevs, herkes tarafından masum görülen ama yasaların idama mahkum ettiği bir kadın. Birini öldürdüğü söyleniyor, kendi de “öldürdüm” diyor. Kitabın başından sonuna kadar Firdevs’in hayatına giren tüm insanlarda “Bunu öldürmüştür, çünkü kötü biri, bunun yaptıklarına dayanamamış olabilir.” diye diye okudum. Ama sonuna vardığımda Firdevs’in sadece yaşamaya çalıştığını anlayabildim. Firdevs, korunup kollanması gereken birçok kız çocuğu gibi bir çocuktu. Gerçekleri söylemek erkekleri, yasaları korkuttu. Birini öldürmemiş olma gerçeği önemli değil, önemli olan erkeklerin yüzlerine tüm gerçekleri tükürürcesine söylemekti. Ölüme giderken güçlü hissediyor kendisini, çünkü kendi seçtiği bir yol. Sıfır Noktasındaki Kadın; kitabın ismi, kapağı ve hikayesi beni alt üst etti. Çok üzgünüm Firdevs.
Osman Balcıgil’in daha önce Sabahattin Ali’yi anlattığı kitabını okumuş ve dilini sevmiştim. Tarihte iz bırakmış karakterleri o günün olayları veya yakın tarihini harmanlayarak olay örgüsü oluşturuyor. Ve biz heyecanla kitabı okurken olayın tarihini de özellikle dipnotlarda verdiği bilgilerden öğreniyoruz. Bu kitap ise Manukyan’ı (genelevlerin patroniçesi) ve Ermeni örgütlerin ülkemize verdiği zararları konu alıyor. Daha önce Manukyan’la ilgili belgesel izlemiştim, inanılmaz bir mal varlığına sahip. Zaten yıllarca vergi rekortmeni olmuş. Kitapta o kısımlar da anlatılıyor. Ancak daha çok yasa dışı örgütlerin yaptığı işler anlatılmış. Tarihi gerçekçiliğinin yanında neticede kurgu bir kitap okuyoruz. (Sesli kitap)