19. yüzyıla ait bir efsaneye göre, Gerçek ve Yalan bir gün karşılaşırlar. Yalan, Gerçek'e: "Bugün muhteşem bir gün!" der. Gerçek, gökyüzüne bakıp iç çeker, çünkü gün gerçekten de çok güzeldir. Birlikte biraz zaman geçirirler. Derken bir kuyuya varırlar. Yalan, Gerçek'e: "Su çok güzel, haydi birlikte yıkanalım" der. Gerçek biraz şüphelidir; suyu kontrol eder ve gerçekten de çok güzel olduğunu fark eder. Bunun üzerine ikisi de kıyafetlerini çıkartıp yıkanmaya başlarlar. Aniden, Yalan sudan çıkar, Gerçek'in kıyafetlerini giyer ve hızla kaçar. Gerçek, kuyudan çıkar; elbiselerini bulamayınca bir hayli öfkelenir. Yalan'ı bulmak ve elbiselerini geri almak için her yere koşar. Bu sırada Gerçek'i çıplak biçimde oradan oraya koşarken gören Dünya, bakışlarını küçümseme ve öfke ile geri çevirir ve onu görmek istemez. Zavallı Gerçek, çaresizlik içinde kuyuya geri döner. Artık sonsuza dek saklanacak ve ortadan kaybolacaktır çünkü çıplaklığından çok utanmaktadır. Yalan ise o gün bugündür dünyayı dolaşmakta, Gerçek gibi giyinip toplumun ihtiyaçlarına karşılık vermektedir. Çünkü Dünya, hiçbir şekilde Çıplak Gerçek ile karşılaşmak istemez.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Bir annenin çocuğuna her zaman geri dönebileceği, güvenli bir sığınak sağlamaktaki başarısızlığı kişinin kendisini annesiz bir çocuk olarak hissetmesine yol açar.”
“Duygusal olarak açlık yaşayan başka bazı kişiler fiziksel doyumu duygusal olanın yerine koymaya çalışarak kendilerini yemeye vururlar. Belki de bu asla olmadığı ve olamayacağı için doyum hiçbir zaman tam olmaz. Duygusal açılığını doyurmak için yada stresli olduğu zamanlarda vemek yediğini bilen bir kadın duygusal açlığımızın obezite hastalığımızın ardında olan asıl şey olduğunu söylemişti. Kötü annelik görmüş olanların geçmişinde çoğunlukla yeme bozukluğu ve aşırı yeme gözlenir.”
“Asabi anneler (genel olarak asabi insanlar) kaslarımızın gerilmesine, nefesimizin tutulmasına neden olurlar ve doğallığımızı engellerler. Yaptığımız herhangi bir şey yanlış olabileceğine göre onların yanındayken daha çekingen oluruz. Yumurta kabuklarının üstünde yürümek deyimi kaçımızın etrafta bu yaradılışta birinin varlığını hissettiğini tanımlar. Çoğunlukla onların etrafımızda olmamasını tercih ederiz.”