Oh, öylesine fani ki insan, varlığının asıl güvenini gördüğü yerde bile,
kendi varoluşunun tek gerçek etkisini yaptığı yerde, sevdiklerinin hatıralarında, ruhlarında bile sönüp, yitmek zorunda, hem de onca tez!
Ben yalnız ve yalnız onu, böylesine içten, böylesine derinden severken, ondan başka birini ne tanıyor, ne biliyorken, ne de başka birine sahipken, nasıl olup da bir başkası onu sevebiliyor, sevmeye yelteniyor, havsalam bazen bunu bir türlü almıyor!
Seni ve çevrendeki yakınlarını yeyip bitirmeden geçen bir an yok,
senin yıkıcı olmadığın, olmak zorunda kalmadığın tek an yok;
en masum yürüyüş bin zavallı kurtçuğun hayatına mal oluyor,
bir ayak darbesi karıncaların binbir zahmetle kurduğu yuvayı
harap edip, küçük bir dünyayı rezil bir mezar halinde eziyor.