Nasrettin

Hadisçiler, ilâhi vahye mazhar, cevâmiu'i-kelim (az sözle çok anlam ifade etmek) özelliğine ve kanun koyma yetkisine sahip bir peygamberin beyan: larıyla karşı karşıya olduklarını pek iyi biliyorlardı. Bu vasıfların sahibi bir peygamber, muhtelif sebeplerle çağdaşlarının anlayışları dışında kalacak sözler söyleyebilir, haberler verebilirdi. Bunu engelleyecek bir şey söz konusu değildi. Kanun maddeleri gibi özlü sözlerle huküki kâideler vaz edebilirdi. Sözleri mecâzi bir mânâ ifâde edebilirdi. İlerde keşfedilecek bir ilmi hakikata işâret etmiş de olabilirdi. Bütün bunlardan dolayı hadisçiler, diğer kişilerin sözlerine uyguladıkları tenkidleri Hz. Peygamberin hadisleri için tatbik etmekte ihtiyat göstermişlerdir. Hemen inkara kalkışmamış, bazı hadislerin anlaşılmasını zamana bırakmışlardır. Halbuki hadislerin senedlerinde yer alan râviler ise, nihâyet kendileri gibi birer insandı. Onları araştırmak daha kolay ve daha tehlikesizdi. Bunun için de hadisçiler, râvileri çok sıkı şekilde tetkik ederek, verdikleri haberlerin Hz. Peygamber'e ait olup olmadığını tesbite gayret etmeyi tercih etmişlerdir.
Sayfa 35 - İFAV Yayınları·Kitabı okudu
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Sened ve metin
Aslında hadis metinden ibârettir. Sened o metnin Hz. Peygamber'e (s.a.v) ait olup olmadığı konusunda tetkiklerde bulunma imkanı veren râviler zinciridir.
Sayfa 34 - İFAV Yayınları·Kitabı okudu
Hadisin yapısına sonradan ilave edilmiş bulunan sened, hadisin sıhhatini kontrol edebilmek bakımından fevkalâde önemlidir. Aynı şekilde hadis ilminde sened zikretme sisteminin (isnad) geliştirilmesi de sorumluluk duygusu ve bilimsel dürüstlük sonucudur. Çünkü bu sistemin anlamı, hadis metnini nakledenleri tetkik ve tenkide açık tutmak demektir. Bu da tam bir ilmi tavır ve kendine güven işaretidir. Bu sebeple isnad, medâr-ı ilm-i hadis (hadis ilminin üzerinde durduğu temel) diye tanımlanmıştır. Nitekim Abdullah b. el-Mübârek (v. 181/797), “İsnad dindendir. Eğer isnad olmasaydı, herkes aklına geleni rastgele rivâyet etmeye kalkışırdı” demiştir. Bütün bunlardan anlaşıldığına göre isnadın önemi iki noktada yoğunlaşmaktadır: Hadisin sıhhatini tayin ve tesbit için imkan hazırlamak, rivayet anarşisini önlemek.. Nitekim Enveru'-Keşmiri'nin isabetle belirttiği gibi “İsnad, dinden olmayanın dine girmesini önlemek içindir. Yoksa senedde yer alanların kusurlarından dolayı dinden olduğu tesbit edilmiş hususları dinden çıkarıp atmak için icad edilmiş değildir”
Sayfa 33 - İFAV Yayınları·Kitabı okudu
Buraya kadar tartıştıklarımız neticesinde görülüyor ki, saygınlığın kökeninde pek çok faktör bulunabilir: Bunlardan en önemlisi daima başarıdır. Başarıya ulaşan bir insan, herkesçe takdir edilen bir fikir, sırf bu başarı ve kabul görmeden dolayı sorgulanmayacaktır artık. Saygınlığın temelinde başarının yattığını kanıtlayan olgu, ikincisi ortadan kalktığında birincinin de hemen her zaman onunla birlikte ortadan kalkmasıdır. Kitlenin bir gün alkışlarla karşıladığı kahraman, ertesi gün yenilgiye uğraması halinde yuhalanır. Verilen tepki, saygınlığın büyüklüğüyle doğru orantılı olarak daha da debdebeli olacaktır. Böylesi bir durumda kitle, yenik kahramanı dengi kabul edecek ve artık mevcudiyetini tanımadığı bir üstünlüğe baş eğmiş olmanın intikamını alacaktır. Çağdaşlarının büyük bir kısmının ve meslektaşlarının kafasını uçurduğu esnada, Robespierre muazzam derecede saygın addediliyordu. Taraf değiştiren bazı oylar neticesinde iktidarı elinden alınır alınmaz ise bu saygınlığı yitirdi ve kitle, tıpkı önceleri onun verdiği kurbanlara yaptığı gibi, Robespierre'in de giyotine götürülmesini beddualarla izled.
Sayfa 139 - Say yayınları·Kitabı okudu
Aslına bakılırsa saygınlık, bir bireyin, yapıtın ya da fikrin zihnimizde kurduğu tahakkümdür. Söz konusu tahakküm, bütün eleştirel melekelerimizi felce uğratarak ruhumuzu hayret ve hürmetle doldurur. Harekete geçirilen duygu, tüm duygular gibi açıklanamaz niteliktedir; buna karşın, manyetize olmuş bir insanın maruz kaldığı cezbeye benzer bir şey olmalıdır. Saygınlık, her türden tahakkümün en tazyikli kaynağıdır. Tanrılar, krallar ve kadınlar onsuz asla hüküm süremezlerdi.
Sayfa 130 - Say yayınları·Kitabı okudu