Nasrettin

Dünyada iki insan ırkı olduğu söyleyebiliriz. Sadece iki: Düzgün insanların oluşturduğu “ırk” ve ahlaksızların “ırkı.” İkisi de her yerdeydi, toplumdaki tüm gruplara sızmış haldelerdi. Hiçbir grup tamamen düzgün ya da tamamen ahlaksız insanlardan oluşmuyordu. Bu anlamda hiçbir grup “saf ırk” değildi ve bu yüzden de kamp gardiyanları arasında bile düzgün birileri bulunabiliyordu.
Sayfa 97 - Okuyan us yayınları·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Gardiyan veya tutsak olmanın tek başına bir anlam ifade etmediği açıktır. İyi kalpliliğe tüm gruplarda, hatta topluca hor görülen gruplarda bile rastlanır. Gruplar arasında sınırlar birbirine girerken, kimin melek kimin şeytan olduğunu söylemek o kadar kolay bir iş değildir. Belli ki kampın etkilerine rağmen, bir gardiyan ya da ustabaşının tutsaklara nazik davranması önemli bir şeydi. Diğer yandan, kendi arkadaşlarına kötü davranan bir tutsağın basitliği ise gerçekten mide bulandırıcıydı. Açıkça görünen şuydu ki tutsaklar bu kişilerin karaktersizliğine özellikle bozuluyor ve gardiyanların herhangi birinden gelen en ufak bir iyiliği ise çok dokunaklı buluyorlardı.
Sayfa 96 - Okuyan us yayınları·Kitabı okudu
Doğaları daha ilkel nitelikte olan kişilerin, onları kamp yaşamında çevreleyen vahşetin etkilerinden daha kolay kaçınabildikleri gözlemlenebiliyordu. Şimdi özgür kaldıklarına göre, bu özgürlüğü fütursuzca ve saygısızca kullanabileceklerini düşünüyorlardı. Onlar için değişen tek şey artık ezilen değil, ezen olmalarıydı. Zor kullanımın ve adaletsizliğin nesnesi değil, uygulayıcısı oldular. Davranışlarını, kendi korkunç deneyimlerine dayanarak gerekçelendirdiler. Bu genellikle görünürde önemsiz olaylarda açığa çıkardı. Bir arkadaşımla birlikte bir tarladan geçerek kampa doğru gidiyorduk ve bir anda karşımıza yeşil ekinler çıktı. Ben otomatik olarak kenardan yürüdüm ama o kolumu kavrayıp beni ekinlere doğru sürükledi. Ekinlere basmamak gerektiği ile ilgili bir şeyler mırıldandım. Rahatsız oldu ve bana öfkeli bir bakış atarak bağırdı: “Bir şey söyleme! Bizden yeterince şey alınmadı mı? Karım ve çocuğum gazla öldürüldü, diğerlerini zaten biliyorsun ve birkaç ota basmayı benden esirgiyorsun!” Bu insanlar kendilerine yanlış yapılmış olsa bile, kimsenin yanlış yapma hakkının olmadığına yönelik sağduyuyu ancak yavaş yavaş kazanabilirdi. Onlara bu hakikati yeniden. kazandırmalıydık, yoksa bunun sonuçları birkaç bin ekinin mahvolmasından daha kötü olabilirdi. Gömleğinin kollarını sıyırıp, sağ elini burnunun altında yumruk yaparak bana şöyle bağıran tutsağı hâlâ gözümün önüne getirebiliyorum: "Eve döndüğümde kana bulamazsam bu el kesilsin!” Bu sözleri söyleyen adamın kötü biri olmadığını da belirtmek istiyorum. Kampta ve sonrasında en iyi yoldaşlarımdan biri oldu.
Sayfa 100 - Okuyan us yayınları·Kitabı okudu
İntihara dönüşebilecek iki durumun birbirine olan şaşırtıcı benzerliğini hatırlıyorum. Her ikisi de intihar etmeyi düşündüklerini söylüyordu. Her ikisi de tipik argümanı kullanıyordu: Hayattan bekleyecek hiçbir şeyleri kalmamıştı. İki durumda da onları, hayatın hâlâ onlardan bir şeyler beklediğine; gelecekte onlardan bir şeyler bekleneceğine ikna etmek gerekiyordu. Birinin taptığı bir çocuğu olduğunu ve onu yabancı bir ülkede beklediğini öğrendik. Diğeri içinse bu, bir insan değildi. Bu adam bir bilim insanıydı ve hâlâ bitmemiş olan bir kitap dizisi yazmıştı. Çalışmalarını başka kimse devralamazdı. Tıpkı bir çocuk için, babasının sevgisinin yerini başka kimsenin sevgisinin tutamayacağı gibi... Bu biriciklik ve teklik, her bir bireyi birbirinden farklı kılıyor ve varlığına insan sevgisi veya yaratıcı çalışma gibi anlamlar katıyordu. Bir insanın yerini başka birinin almasının olanaksızlığı anlaşıldığında, varoluşu ve yaşama devam etmesi büyük bir sorumluluk halini alıyordu. Kendisini özlemle bekleyen bir insana veya bitmemiş bir çalışmaya karşı sorumluluğunu fark eden bir insan yaşamını asla çöpe atamıyordu. Varoluşunun “neden”ini bildiği için tüm “nasıl”lara katlanabilir hale geliyordu.
Sayfa 90 - Okuyan us yayınları·Kitabı okudu
Kampta insanın içsel gücünü tamir etmeye yönelik çabaların ilk olarak ona bir gelecek hedefi işaret etmesi gerekir. Nietzsche'nin sözleriyle: “Yaşamak için bir nedeni olan insan her türlü nasıl'a katlanabilir.” Bu, tutsaklarla ilişkili her tür psikoterapötik-ve psikohijyenik çabanın itici gücü olabilir. Bulunabilecek her fırsatta, onlara yaşamları için bir neden (amaç) verilmesi, varoluşlarının korkunç nasılına katlanmalarını sağlayacak gücü sağlamak için gereklidir. Hayatında bir anlam, bir amaç, bir hedef bulunmadığını, bu yüzden de devam etmesine gerek olmadığını söyleyen kişiye acıyın; yakında kaybolacaktır. Tüm destekleyici argümanları reddeden insanın tipik cevabı şöyledir: “Artık hayattan bekleyecek bir şeyim kalmadı.” İnsan buna nasıl bir cevap verebilir?
Sayfa 87 - Okuyan us yayınları·Kitabı okudu