Doğaları daha ilkel nitelikte olan kişilerin, onları kamp yaşamında çevreleyen vahşetin etkilerinden daha kolay kaçınabildikleri gözlemlenebiliyordu. Şimdi özgür kaldıklarına göre, bu özgürlüğü fütursuzca ve saygısızca kullanabileceklerini düşünüyorlardı. Onlar için değişen tek şey artık ezilen değil, ezen olmalarıydı. Zor kullanımın ve adaletsizliğin nesnesi değil, uygulayıcısı oldular. Davranışlarını, kendi korkunç deneyimlerine dayanarak gerekçelendirdiler. Bu genellikle görünürde önemsiz olaylarda açığa çıkardı. Bir arkadaşımla birlikte bir tarladan geçerek kampa doğru gidiyorduk ve bir anda karşımıza yeşil ekinler çıktı. Ben otomatik olarak kenardan yürüdüm ama o kolumu kavrayıp beni ekinlere doğru sürükledi. Ekinlere basmamak gerektiği ile ilgili bir şeyler mırıldandım. Rahatsız oldu ve bana öfkeli bir bakış atarak bağırdı: “Bir şey söyleme! Bizden yeterince şey alınmadı mı? Karım ve çocuğum gazla öldürüldü, diğerlerini zaten biliyorsun ve birkaç ota basmayı benden esirgiyorsun!”
Bu insanlar kendilerine yanlış yapılmış olsa bile, kimsenin yanlış yapma hakkının olmadığına yönelik sağduyuyu ancak yavaş yavaş kazanabilirdi. Onlara bu hakikati yeniden. kazandırmalıydık, yoksa bunun sonuçları birkaç bin ekinin mahvolmasından daha kötü olabilirdi. Gömleğinin kollarını sıyırıp, sağ elini burnunun altında yumruk yaparak bana şöyle bağıran tutsağı hâlâ gözümün önüne getirebiliyorum: "Eve döndüğümde kana bulamazsam bu el kesilsin!” Bu sözleri söyleyen adamın kötü biri olmadığını da belirtmek istiyorum. Kampta ve sonrasında en iyi yoldaşlarımdan biri oldu.