Nasrettin

Jöntürklerin yaptığı inkılabın halkımızla hiç alâkası yok. Misyoner okullarından yetişmiş kişilerin yaptığı bir hareket. Alman İmparatorluğu not düşmüş; “Bizim askerlerin”, bizim asker dediği de onlarda eğitim görmüş askerler, Enver Paşa'yı kastediyor. “Onların yaptığı bir devrimdir” diyor. İtalyanlar da diyorlar ki, “Bizim masonlar bu işi örgütlediler” falan. Nitekim her ikisi de doğru. O kadar doğru ki 1908”de Meşrutiyet ilân edilir, 1911'de İtalyanlar Trablusgarp'a çıkarlar. Yeni hükümet harp ilân etmez. Ona yardım ettiler diye diyet olarak veriyor Trablusgarp'ı. Tipik bir sömürge muamelesi görüyoruz Batılılar tarafından ve başka yerde yaptıkları şeyleri aynen burada yapıyorlar. Sömürge aydını yetiştirebilmek, sömürge memuru yetiştirebilmek için buraya ilk defa yabancı okullar giriyor, misyoner okulları hem din değiştirmek için işi yapıyorlar, hem aynı zamanda kültür değiştirme. Eğer dinini değiştirebilirse ne âlâ, değiştiremezse kültürünü değiştiriyor. O da onun işine geliyor, çünkü halka yabancılaşıyor. Bir de Osmanlı'nın inanılmaz avantajları var diğer ülkelerde olmayan. Osmanlı tebaasının önemli bir kısmı Hıristiyan, onlara din değiştirmek de gerekmiyor. Onlara merhaba diyorsun, mezhep değiştir diyorsun, yâni Ermeni, Gregoryansa bakıyorsun Katolik oluyor. Fransızların hizmetine giriyor böylelikle.
Sayfa 299 - İş bankası kültür yayınları·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Tanzimat, Batılıların: “Bu Osmanlı'yı nasıl yeriz?” düşüncesinin bulunmuş çaresidir. Bunu İngilizler istemişlerdir. Tanzimat-ı Hayriye diye ilân edilen şey tam anlamıyla, Tanzimat-ı Şerriye'dir. Bir belâdır. Çünkü o zaman onlar Osmanlı halklarını serbestliğe, medeni haklara, medeni dünyaya, medeni hürriyetlere kavuşturuyoruz diye kendi kurallarını Osmanlı'ya kabul ettirmeye başlamışlardır. Meselâ Tanzimat'ın ilân edildiği dönemde burada İngiliz sefiri olan adamın karısının anılarında bu olay çok açık görülmektedir. Nasıl oynuyorlar bizimle. Sadrazam Sait Paşa hep bunlarla uğraşıyor. Yâni bir yere bir vali tayin edilecek, o valiyi tayin etmek için mücadele vermek zorunda kalıyorlar, çünkü oraya meselâ Erzurum Valiliği'ne tayin edilecek olan adamın aslında Hıristiyan olmasını istiyor İngilizler. Bizimkiler vermek istemiyorlar. Çünkü oraya bir Hıristiyan tayin edersek sonra orada bir Ermeni valisi isteyecekler. Arkasından da özerklik isteyecekler, biliyorlar. Bunun için ne yaptı peki Batı? Çok basit bir şey yapmış. Aynen öbürlerine yaptıkları gibi misyoner mekteplerini Osmanlı'nın içine salıvermişler. 1800'lerde birden pıtrak gibi Anadolu'da ve Orta Doğu'da her taraf bu okullarla dolmuştur. Ve özellikle de şunu seçiyorlardı: Çeşitli azınlıkların bulunduğu bölgelere daha yoğun gönderiyorlardı.
Sayfa 297 - İş bankası kültür yayınları·Kitabı okudu
İngilizlerle beraber eğitim görmüş, hâttâ İngiltere'ye gitmiş, Oxford'da, Cambridge'de okumuş, sonra memleketine dönmüş, memleketinde İngiliz kültürünün öncülüğünü yapmış. Şaheserler yaratmış, İngilizce olarak yaratmış. Hâttâ kraliçe veya kral tarafından “sir” unvanıyfa “lord” unvanıyla takdir edilmiş adamlar var Hindistan'da. Şimdi bunlar Hint edebiyatının veya Hint kültürünün büyükleri değil. Bunlar İngiliz edebiyatının büyükleri de değil. İşte bunlar komprador edebiyatının büyükleri. Kültürsüzleştirilmiş. bir halkın yabana gitmiş insanları bunlar.   Peki aynı şey başka nerede görülüyor? Fransızlar bu işi Kuzey Afrika'da yaptılar. Kuzey Afrika'da çok ciddi bir şekilde Fransızlaştırma operasyonu yapılmıştır ve bu operasyonun sonunda da şimdiki Fransız edebiyatındaki romancıların çoğu Kuzey Afrtikalıdır. Görüyoruz şimdi isimlerini Fransız olarak yazıyorlar. Adamın adı Ahmet, Hüseyin, bilmem ne. Aslında onlar Arap, Kuzey Afrikalı Arap, Tunuslu, Faslı, Cezayirli. Fakat o vasıflarını kaybediyorlar, o dili kaybediyorlar, o kültürü kaybediyorlar ve Fransa da, berbat bir halde yaşıyorlar ve kendilerini Fransız sayıyorlar. Fransız değiller. Arap sayıyorlar. Arap da değiller. İkisinin arasında bir yerdeler,
Sayfa 295 - İş bankası kültür yayınları·Kitabı okudu
Kolonyalizmin temsilcilerinin en büyük güçlüğü yerli halktı. Niye güçlük oluyor? Bu yerli halkların hepsinin kendilerine mahsus bir medeniyeti, bir kültürü, bir dini var. Bir dili var, Halbuki bunlar, gelenler, şu kesin inançtaydılar ki, asıl gerçek din Hıristiyanlık'tır. Gerçek kültür de kendi kültürleridir. Yerliler aslında barbardırlar. Fakat bunlarla iş yapmak zorundalar. Bunlarla iş yapabilmek için onlarla temas etmek lazım. Onların dilini öğrenmekte zorluk çekiyorlar. Hâttâ biraz da tenezzül etmiyorlar. Hal böyle olunca yapılması lâzım gelen şey çok net ve açık ortada; misyoner mekteplerinde bunların bir kısmını Hıristiyan yapıyorlar. Hıristiyan yaptıkları insanlara kendi dillerini öğretiyorlar ve kendi kültürlerini zerk ediyorlar. Ortaya yeni bir tip adam çıkıyor. Bu yeni çıkan adam tipi dokusuyla, ana kültürüyle baba kültürüyle yerli; fakat misyonerlerden aldığı eğitimle ve öğrendiği şeylerle yabancı. Eğer sen şimdi bu ortaya çıkmış garip tipi şirketinde önemli bir yere koyarsan birdenbire hayatı kurtuluyor ve bu defa menfaatiyle oraya bağlanmış oluyor. ilk defa bunlara “kompradore” diyorlar; kompradore, doğrudan doğruya bir yerli halkın içinden seçilmiş, dini, dili ve kültürü değiştirilmiş, yâni kültürsüzleştirilmiş bir adamın, hâkim metropol ülkeye tâbi bir insan olarak kullanılması anlamına geliyor.
Sayfa 294 - İş bankası kültür yayınları·Kitabı okudu
Cumhuriyet döneminde Türkiye'yi yönetenler veya Türk aydınlarının ağzında, medeni dünya diye bir lâf yoktu. O dönemler Türkiye büyük bir hızla ve gayretle muasır medeniyet seviyesini yakalamak peşindeydi. “Hür dünya” diye bir tanım bilmiyordu. “Hür dünya” tanımı, bizim sözlüklerimize demokrasiden sonra girmiştir. Demokrasi hareketi başladıktan sonra, Türkiye'de bazı parti liderleri medeni dünya, medeni dünya ile aynı düzeyde olmak, medeni dünyanın değerlerine sahip olmak ve onlar gibi olmak prensibini ortaya atmışlardır. İktidar olmuş partilerimizin pek çok lideri, pek çok nutkunda bu medeni dünya deyimini kullanırlar. Bunu rahatlıkla kullanırlar ve hiçbir zaman düşünmezler ki medeni dünya diye Batıyı kastederlerken dünyanın geri kalanını gayri medeni ilân ediyorlar.
Sayfa 292 - İş bankası kültür yayınları·Kitabı okudu