Nasrettin

Resmi olarak belli sayıda tutsağın başka bir kampa sevki için olduğu söylenen nakil araçlarını ele alalım: Bunların son durağının gaz odaları olduğunu tahmin etmek zor değildi. Çalışabilecek durumda olmayan hasta ve zayıf tutsaklar seçilerek, gaz odaları ve fırınlarla dolu olan büyük merkezi kamplardan birine gönderilirdi. Seçim süreci, tüm tutsaklar veya gruplar arasında bir meydan kavgasının başlama işaretiydi. Herkes kurtarılan kişinin yerine başka birinin kurban edileceğini bilmesine rağmen önemli olan tek şey kişinin kendi ismini veya arkadaşlarınınkini kurban listesinden sildirebilmekti.
Sayfa 18 - Okuyan us yayınları·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Yazdığım bir düzineden fazla kitap arasında özellikle de yazara ün katmaması için isimsiz basmaya niyetlendiğim bu kitabın tam bir başarı öyküsü olması bana hem şaşırtıcı hem de önemli geliyor. Bu nedenle hem Avrupa'daki hem de Amerika'daki öğrencilerimi tekrar tekrar aynı şekilde uyarıyorum: “Başarıyı amaçlamayın; bunu ne kadar amaçlayıp hedef haline getirirseniz, elinizden o kadar kolay kaçırırsınız. Mutluluk gibi başarı da kovalanamaz: Kendisi ortaya çıkmalı ve bu sadece insanın kendisinden daha büyük bir davaya bağlanmasıyla veya insanın kendisi dışında bir insana tesliminin yan etkisi olarak gerçekleşebilir. Mutluluk kendiliğinden ortaya çıkmalıdır ve aynısı başarı için de geçerlidir; onu önemsemeyerek ortaya çıkmasına izin vermelisiniz. Vicdanınızın size dikte ettiğini dinlemenizi ve bunu bilginizi en yüksek seviyede kullanarak takip etmenizi istiyorum. Bu sayede uzun vadede bunu görebilirsiniz. Uzun vadede başarı sizi takip edecektir çünkü onu düşünmeyi unuttunuz.”
Sayfa 14 - Okuyan us yayınları·Kitabı okudu
“Dr. Frankl, kitabınız gerçek bir çoksatan oldu, bu başarı ile ilgili ne hissediyorsunuz?” Kendi hesabıma kitabımın çoksatan olmasını kendi başarım ve kazancım olmaktan çok çağımızın sefaleti olarak görüyorum: Yüz binlerce insan, adı hayatta anlam bulma arayışına ilişkin bir şeyler vadeden bir kitabı alıyorsa, bu sorunu saç diplerine kadar hissediyor demektir.
Sayfa 13 - Okuyan us yayınları·Kitabı okudu
Tüketici çok kötü bir insandır. Çünkü üretici ne kadar aktif ise tüketici o kadar pasiftir. Tüketici, enayi bir adamdır. Yâni hep birileri sen şunu al, sen bunu al der, o da, acaba ben şunu mu alsam, bunu mu alsam tereddütü içinde yaşar. Memleketi veya geleceği hiç umurunda değildir. Bu mantıkla yetiştirdiğimiz zaman, yâni senin yetiştirdiğin gençler üretici değil tüketici oldular mı, onlardan memleketle ilgili başka şey beklemeyin. Başka şey yapamazlar. Onlar sadece daha çok tüketebilmek için daha çok para kazanmayı düşünürler. Daha çok para kazanmak için de yapmayacakları yoktur. Bir de ideoloji olarak getirip liberalizmi korsan önlerine... Zaten liberalizm nedir? Sosyal Darwinizm'dir. Sosyal Darwinizm nedir? “Güçlü olan ötekini ezen'dir. Yâni ormanda aslan güçlü olduğu için nasıl hâkimse, nasıl zavallı kurt avladığı hayvanı aslan gelince ona bırakıp gidiyorsa, burada da öyle olacak. Güçlü olan sermaye gelecek öbürünün sırtına binip basacak. Bu çerçevenin içinde sen bir tüketim toplumu haline gelirsin. Bir tüketim toplumunun Kemalist kalması da mümkün değildir. Mustafa Kemal Paşa'nın ideali çok açıktır: Sanayisini kurmuş, hem de en mükemmel sanayisini kurmuş, ordusunu, donanmasını, hava kuvvetlerini kendi üretimi ile takviye edip donatabilen, memleketin içersinde en son eğitim imkânlarını köylüsünden başlayarak halkına tatbik edebilen, en azından yüz milyonluk bir Türkiye.
Sayfa 311 - İş bankası kültür yayınları·Kitabı okudu
1970 lerden sonra gittikçe daha hızlı olmak üzere komprador bir kültür, komprador kültürün sanatçıları, komprador kültürün tüccarları yetişmeye başladı. Bunlar şimdi yeniden medeni dünyadan bahsediyorlar ve o medeni dünyanın standartlarına göre yaşamak lâzım geldiğini söylüyorlar. Ve medeniyetin, ancak onların medeniyetini benimsemek demek olacağını söylüyorlar. Yâni çağdaş bir Türk medeniyeti, çağdaş bir Hint medeniyeti, çağdaş bir Çin medeniyeti olamazmış gibi koyuyorlar bu sorunu. Bu ne şekle dönüşüyor, şu şekle dönüşüyor; kendi edebiyatın reddediliyor, kendi sanatın reddediliyor, kendi kültürün reddediliyor. Bunun yerine yabancı kültürü ta eski köklerine kadar bilmek, onların gelişmesini taklit etmek, onlar gibi yapmak marifet sayılıyor. Ve eğer eskaza kendi yaptıklarını orada bir beğenirler de yayınlar, oynar veya takdir ederlerse sen çok zirveye varmış sayılıyorsun. Bu uşaklığın zirvesi tabiatıyla, köpekliğin zirvesi. Fakat bunun farkında değiller. O kadar devşirilmiş oluyorlar ki, kendilerini oralı sayıyorlar artık.
Sayfa 303 - İş bankası kültür yayınları·Kitabı okudu