Nasrettin

Tanzimat kafalı aydınlar Yâni Batı ne yaptı ne etti Türk aydınlarını kendi istediSi şekle soktu. Türk aydınları anti-emperyalist ve bağımsızlıktan yana aydınlardı ve onu savaşarak kazanmışlardı. Cumhuriyet aydını demek o demekti. Halbuki şimdi yeniden Tanzimat aydınları çıktı, ben onlara neo-Tanzimatçı diyorum. Yeni Tanzimat aydını demek çağdaşlıkla Batıcılığı ayıramayan adam demek. Bizim Türkiye Cumhuriyeti'nin amacı çağdaşlık. Gazi söylüyor, muasır medeniyet diyor. Batı medeniyeti demiyor. Çünkü tarihte bu değişir. Yarın bu medeniyet Doğu'da olur. Sen muasırı yakalamak zorundasın, çağdaşı yakalamak zorundasın. Batı medeniyetini esas alıp Batılılaşmak diyerek koydun mu, o zaman tipik sömürge aydını olursun. Çünkü Hindistan'ın sömürge zamanı böyle aydınlar vardı. İngiltere'ye saygılı ve İngiltere'nin bütün kurallarını bilen, inanan, İngilizce'yi harikulade konuşan ve İngilizler tarafından Lord unvanı alan aydınlar vardı. Bunlar işte Batılılaşmış Hintlilerdi. Uşaktılar. İngiltere'nin uşaklarıydılar. Batı, üçüncü ülkelerde kendi: ne yandaş aydını böyle istiyor. Bizimkilerde öyle oldular. Şimdi Batı ne isterse “a bak ne kadar güzel söyledi, böyle olmalı” diyorlar. Yav dur önce bir bakalım. Şimdiye kadar bunlar kendi menfaatleri olmadı mı hiçbir şey yapmazlar, önce bir menfaat ararlar. Bunu bilmeden yalan söylüyorlar, bizimkiler o yalanı “ha bak böyleydi, hadi onu yapalım?” diye karşılıyorlar. Sonunda askerler dayanamadılar, bunlar şu fırıldağı yapıyor gözünüzü açın dediler Nice toplantısı sırasında.
Sayfa 270 - İş bankası kültür yayınları·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Milli Şef, daha düne kadar baş destekçisi olduğu, “evrensel” kültür ve sanat politikasına, birden yüz çevirir; iş halkın seçimine kalırsa, Yunan/Latin kültür tabanı, klâsikler, opera merakı; köylü çocuklarına, mandolinle Mozart çaldırmak gibi hobby'lerle, iktidarda kalınamayacağını mı görmüştür; yoksa ekonomik tabanı ihlal eden, böyle üstyapısal kültür politikalarıyla, bir yere varılamayacağını mı fark etmiştir, orası bilinmiyor; bilinen odur ki Milli Şef, kaşla göz arasında Hasan Ali Yücel'i ve çevresindeki “ilerici” aydın kadrosunu Milli Eğitim Bakanlığı'ndan uzaklaştırır, Milli Eğitim Bakanlığı'na “muhafazakâr? bir Anadolucu olarak bilinen Reşat Şemsettin Sireri tayin eder; aslında bu, Köy Enstitüleri ve Halkevleri'nin gözden düşmeye başlaması demektir; gençlerin çoğu sanır ki, İnönü döneminde “ilerici ve aydın? bir kadro vardı; Bayar/Menderes iktidara gelince, Demokrat Parti bu kadroyu tasfiye etti; hayır, “Tasfiye'ye İnönü başlamıştır, alçalmaya koyulan balonu kurtarabilmek için, ağırlık atması gerekiyordu; atmayı yeğlediği ağırlık, beş yıl önce Türkiye'nin geleceği sandığı, kültür ve sanat politikasıydı; doğal olarak da, bu kültür ve sanat politikasına inanmış olanlar!
Sayfa 250 - İş bankası kültür yayınları·Kitabı okudu
İnönü döneminde kesinleşen, seçkinler diktası, soruna başka türlü yaklaşıyor; evet yeni Türkiye, yeni bir kültür yaratacaktır ama bu yeni kültür ulusaldan çok “evrensel? olacaktır. “Evrensel? kültürün ne idüğünü araştırmazlar bile, ne gerek var, besbelli bu, Yunan/Latin tabanı üzerinde geliştirilmiş olan, Batı kültürüdür; öyleyse cumhuriyet Türkiye'si, İnönü'nün “Perikles devri'nde Yunan/Latin tabanını benimseyecek, batılı kültür ve sanatı yaygınlaştıracaktır. Pratikte bunun, başka düzeyde, üstelik daha da kötü bir Tanzimatçılık olduğunu, kimse fark etmiyordu; kültür emperyalizminin sömürgelerde “cebren ve hile ile” gerçekleştirebildiği uygulamaları, Türkiye gönüllü olarak yapmaya başladı. Milli Eğitim açısından ilk uygulama, Yunan/Latin klâsiklerinin toplu halde çevrilip yayınlanması, ayrıca Yunanca/Latince öğreten “klâsik" liselerin açılmasıdır; bizim kuşağımız, liselerde Yunan/Latin klâsiklerini “yardımcı kitap" diye mecburi okudu; hal böyle olunca, ulusal temaları işleyen “Anadolucu” şairler gözden düşmüş, onların yerini “yeni kültür” politikasının hararetli savunucuları olan Ataç'ın, Sabahattin Eyüboğunun, Vedat Günyol'un, Suut Kemal Yetkin'in destekledikleri sanatçılar almıştır: Orhan Veli, Oktay Rifat, Melih Cevdet, Cahit Sıtkı, Cahit Külebi, Behçet Necatigil, Necati Cumalı, Salâh Birsel vs.
Sayfa 243 - İş bankası kültür yayınları·Kitabı okudu
Daha Atatürk'ün sağlığında, meşhur altı ok Anayasaya geçirilmiş, valiler aynı zamanda parti il başkanı sayılmıştı; Erzurum ve Sivas Kongrelerinin tartışmalı celseleri, ilk Meclis'in, hele hele Terakkiperver Fırka, Serbest Fırka yıllarının özgürlük ortamı, gerilerde kalmıştı artık; "irtica sindirilmiştir", "komünistler ya evcilleştirilmiş ya hapsedilmiştir", “batılılaşma olanca hızıyla sürüyor”; zaten o dönem “ilericilerin", “ilericilik'ten anladıkları da bu değil midir; "totaliterlik" dünyada geçerli eğilim, iktidar onların iktidarı, niye kaygılansınlar ki? Hayır, hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir sloganıyla yola çıkan, ulusal demokratik bir devrimin; güpegündüz faşizan bir seçkinler istibdadına yozlaşmasına, kimse sesini çıkarmamıştır. Tek tük çıkaran olduysa, fena susturuldular.
Sayfa 240 - İş bankası kültür yayınları·Kitabı okudu
“Satvet Devrinde kendi teknolojisi, kendi askeri ve kumandanlarıyla, “yedi düveli” dize getiren Osmanlı Silahlı Kuvvetleri, Tanzimat sonrasında, ıslah projeleri çerçevesine uyularak, düpedüz ecnebi mütehassıs, —daha da beteri ecnebi kumandanların yönetimine verilmiştir. Amiral Vebb, General Von der Goltz, General Von Sanders vb... Sözü uzatmaya ne hacet, tarih gözüyle bakıldı mı Tanzimat'ın tabii ve kaçınılmaz sonucu, Sevres Anlaşması olarak görünür: Tanzimat, Devlet-i Aliyye'nin, önce gizli bir sömürge olmasını hazırlamış, sonra da paylaşılmasını sağlamıştır. Hal böyleyken, okul kitaplarında niye önemli ve büyük bir devrimmış gibi yazıldığını, anlayabilmek mümkün değildir. Bir de Tanzimat-ı Hayriyye demişler! Hayır neresinde bunun, tepeden tırnağa şer!
Sayfa 236 - İş bankası kültür yayınları·Kitabı okudu