“Hakikati arama isteği, beni alışkanlıklardan, makamdan ve insanların övgüsünden kopardı. Taklide dayanan inancın güven vermediğini fark ettim. Çünkü çocukluğundan beri içinde bulunduğu çevreye göre inanan kişi, hakikati değil, yalnızca alışkanlığı savunur. Bunun üzerine kesin bilgiye ulaşmak için her şeyi sorguladım. Duyulara güvendim, sonra onların da yanılabildiğini gördüm. Akla dayandım, fakat aklın da sınırları olduğunu anladım. Nihayet kalbin nuruyla gelen bir yakînin, Allah’ın bir lütfu olarak insana verildiğini idrak ettim.”
— İmam Gazâlî, El-Münkız mine’d-Dalâl