Kitap birbiri ile bağlantılı, ana karakter Halim'i anlatan; onun duygularının, düşüncelerinin, yaşantısının, acılarının, farkındalıklarının, en son da mutluluğunun konu edinildiği beş öyküden oluşuyor.
Kitap bana 1984'ü çağrıştırdı. Büyük Birader ve Beyefendi Arif Hikmet benzerliği dikkatimi çekti..
Neyse özete gelelim: İlk öyküde, annesi öldükten sonra ona bakan büyüten biricik ablasına olan sevgisini, ablasının seçimlerini, insanların yargılarını, önyargılarını anlatıyor. Sonrasında geçim sıkıntısı çekiyor, kimseye yük olmamak için yaşadığı yerde "ağa" diye nitelendirilen, büyük minnet duyulan, Tanrı'dan sonra onun adı gelen, çok saygı duyulan Arif Hikmet Bey'in yanına yani kırsaldan kente çalışmaya gidiyor. Tabii hiçbir şey beklediği gibi çıkmıyor. Arif Hikmet'in diktatörlüğünü, insanları düşünmekten nasıl yoksun bıraktığını, gönüllü kölelere nasıl çevirdiğini, manipüle ile insanlara hakettikleri şeyleri nasıl lütuf gibi sunduğunu okuyoruz.. 1984'te olduğu gibi burada da bu düzene, sisteme itiraz edenler var "Zekiye" karakteri. Onun üzerinden işveren-işci, zengin-fakir gibi sembollerin eleştirisini yapıyor yazar.
İlerleyen sayfalarda Zekiye bir 'ahlaksızlık' yapıyor, Beyefendi Hikmet için en kabul edilemez şey ahlaksızlık ve aynı zamanda kendisinin en çok yaptığı şey. Toplum dışı ediliyor Zekiye onu seven ve yalnız bırakmak istemeyen Halim de onunla birlikte gidiyor, özgür oluyorlar, özgürce düşünebiliyorlar işte o zaman da gerçek kendilerini buluyorlar... Ve kitabımız burada bitiyor...
Baran'ın derinlerden gelen, hüzünlü, yalın, sürükleyici bir anlatımı var daha önce hiç okumamama rağmen yabancılık çekmedim. Puan kırdığım tek yönü kısa olması, biraz daha uzun olsun isterdim hemen bitti:)
Değerli bir arkadaşımın önerisi ile okudum, önermese belki hiç