Bitmesin diye sindire sindire okunacak bir kitap. Sanki en içimizden ifade edilemeyen ve hissettiklerimizi doğru kelime ve cümlelerle ifade edildiği ve hisli ve arayış içinde olan herkesin okuması gerektiğini düşündüğüm bir kitap.
Kitap önce insana kalbindeki hüzün ile başbaşa bıraktırıp içindeki senle seni buluşturuyor. "Ve neden insan ne kadar acı geçerse geçsin çocukluğunu okşar durur yaşlandıkça geceyi seyrede seyrede öğrendim ki Işık insanın içinde yanmıyorsa yüzüne vurmuyor" ardından, "suyu sevmeyen insanın, rüzgarı anlamayan, gökyüzünde bir bulutu olmayan insanın gideceği uzaklık olsa olsa kendine sızan çaresizliktir" Diyerek aslında asıl ışığın dünya bakışının insanın en içinde olduğunu ifade eder. Ve sık sık yalnızlığa değirek yalnızlık en içimizdedir der ve " bencil gibi görünen bir serengeçtir yalnızlık gider kalabalıkla yıkanır gelir kalabalıktan yıkanır. Yalnızlık bizim içeriye ve dışarıya ışık veren Biricik penceremizdir" söyleyerek aslında yalnız olduğumuz için yakınırken yalnız olmadığımızda kalabalıktan bunaldığımızı ve yine ondan da arınmak için uğraştığımızı dile getirir. Ve şöyle ekler," yalnızlık... Seni bir gün biz seçeceğiz o zaman güzel olacaksın."
Gitmenin yükünden bahseder. " dönüşü düşünürüm de çıkamam büyük yolculuklara" der. Mekanlar olarak zamanlar olarak insanlar olarak da doğanın nesneleri olarak bizi yoksul düşüren daracık hayatlarımıza karşı hepimizin Kalbimizin çekirdeğinde büyüttüğü o yatışmaz duygudur gitmek hepimizin sonsuzluktan pay edilme gelişimidir bilinçli ya da bilinçsiz.
Sevmek terimi bir çok açıdan açıklanan bir kavramdır. Şükrü erbaş, kitabında sevgi başlığına şöyle bir giriş yapar; " sevmek Bizim kendimize ve dünyaya karşı giriştiğimiz hırsızlığa kendi gücümüzle karşı çıktığımız Biricik haklılığımızdır." Ve insanı
Başka birinin ruhundakileri izleyip anlamadığı için bedbaht olana pek sık rastlanmaz; fakat kendi ruhunu yakından takip etmeyenlerin bedbaht olması kaçınılmazdır.