— Ne güzel, değil mi? İnsanın içine işliyor Vanya, ne hayal genişliği, ne harika bir tablo. Yalnızca belli belirsiz bir iki çizgi veriyor ama düşün düşünebildiğin kadar. İki duygu var; önce ve sonra. Semaver, basma perde, hepsi tanıdık şeyler... Hani küçük bir şehrin basit insanlarının evlerinde olduğu gibi. O ev sanki gözümün önünde; ahşap, henüz kaplamaları tamamlanmamış yeni bir ev...
— Hep seni bekledim Vanya, dedi. Beklerken ne yapıyordum biliyor musun? Bir yandan böyle aşağı yukarı dolaşıyor, bir yandan da şiir okuyordum. Hatırlar mısın? Çıngıraklar, karlı yol... “Meşeden masa üstünde semaverim kaynıyor...” Hani beraber okurduk.
Yaptığımız anlaşmaya göre, Nataşa beni mutlaka görmesi gerektiğinde pencereye mum koyuyordu, böylece evinin yakınlarından geçersem, ki bu hemen hemen her akşam demekti, penceredeki ışıktan beklendiğimi, bana ihtiyacı olduğunu anlıyordum. Son zamanlarda Nataşa’nın penceresi sık sık aydınlanmaya başlamıştı...
"Tamamıyla kitaptan bir bilgi ne sıkıcı bilgidir! Böyle bir bilgi bir süs olarak kullanılsın: Ama temel olarak değil. Nitekim Platon, gerçek felsefenin sağlam irade, inanç ve dirüsdük, amaçları başka olan öteki bilimlerinse sadece süs olduğunu söyler."