Düşündüğümüz bildiğimizden çok daha az. Bildiğimiz sevdiğimizden çok daha az. Sevdiğimiz var olandan çok daha az.
Böylece, gerçekte olduğumuzdan çok daha az kendimiziz.
Sizleri tanıma olanağını elde etsem, tümünüzü aynı ölçüde sevebilir ve yine de şu anda sahip olduğum sevgiyi ve sevme gücünü hiç yitirmemiş olurum.
Ama ilkin sevme gücüne sahip olmam gerekir. Sevgim dengesiz, sahip çıkıcı, hastalıklı ise, size öğreteceğim sevgi de bu tür olacaktır. Herhangi bir konuda çok geniş ve ayrıntılı bilgim varsa bunu size verebilirim.
Öyleyse, benim sorumluluğum, kendimi geliştirerek bilgiyle, sevgiyle, anlayışla, deneyimle, her şeyle dolu bir insan olmaktır.
Gerçeğin, içine kapatıldığımız bir kutu olduğunu varsayarız.
Ama inanın bana, yanlış bu.
Arasıra kapı yı açıp dışarıya bakın ve dışarıda ne çok şey olduğunu görün.
Bugünün düşü yarının gerçeği olacaktır.
Oysa, düş kurmayı unutmuşuz artık.
Bugüne dek, bir insanın bir başka insana herhangi bir şey öğretmiş olduğuna inanmıyorum.
Öğretme uğraşının yararından kuşkuluyum.
Bildiğim tek şey, öğrenme isteği duyan kişinin öğreneceğidir.
Öğretmen de, belki bir yardımcı, öğrenici kişinin önüne bütün yemekleri koyup ne güzel ve coşku verici olduklarını anlattıktan sonra, öğrenicinin bunlan yemesini dileyen bir yardımcı kişi olabilir.