Taşlar...
İlham veren, sakinleştiren, yaralara iyi gelen, psişik ve fiziksel etkileri olduğuna inanılan taşlar...
Mitolojide, tılsım olarak kullanılan, koruduğuna, kötücül güçleri ve korkuyu uzaklaştırdığına inanılan büyülü taşlar... Kuvars, obsidyen, ametist, akik, zebercet...
İnciler, yakutlar, zümrütler... Yeşim, Firuze taşları... Lapiz, turkuaz...
Sahilden toplanıp, (Yahut sokaktan) üzerine minik parmaklarla desenler çizilen taşlar...
Miheng taşları...
Çakmak taşları, kehribarlar...
Sitem taşları...
İçimize oturan taşlar... :)
Ne çoklar...
Ama bazen birimizin hayatında ki yeri çok daha fazladır, onunla hayatı tartmaya çalışır, zamanı onunla ölçmeye, göğsüne saplanan acıyı onunla dindirmeye... Endişeli ve duyarsız babaların açtığı oyukları, o dipsiz kuyuları istiflemeye... Yaşamı görmeyen taş gibi gözleri yerinden etmeye...
Neler mi var bu eserde?
Saf sevginin ürettiği bir kavrama gücü var, belki de sevgi, birbirini idrak edebilecek ruhların, kendini anımsamasıdır...
Vaktinden çok önce verilmiş kararlar var, beklemesini bilen insanlar...
Ümitlerini her gün yeniden yoğurup daha dar kalıplara döken anneler var...