Necip G.

Necip G.
Native Content Manager @ Demirören Medya “Her okur oturduğu koltukta birer Crusoe’dur.” (Alberto Manguel) "Ben cenneti hep bir çeşit kütüphane olarak düşlemişimdir." (Jorge Luis Borges)
Sınanmamış Erdemin Çöküşü
Puan vermedi·72 syf.··
Beğendi
·
2026 29. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 26 Nisan 2026 17:38
Hadleyburg'u Yozlaştıran Adam, Mark Twain’ın rahatsız edici bir eseridir; çünkü okuyucuya ahlaki bir ders vermek yerine, ahlakın kendisini şüphe altına alır. Hikâye, yüzeyde küçük bir Amerikan kasabasının itibar kaybını anlatır. Ancak derininde, “iyi insan” fikrinin ne kadar kırılgan ve çoğu zaman ne kadar sahte olduğunu gösteren sistematik bir çözümleme barındırır. Hadleyburg kasabası kendisini dürüstlüğün mutlak temsilcisi olarak konumlandırır. Bu ün öylesine içselleştirilmiştir ki, kasaba halkı çocuklarını bile bilinçli olarak kötülükten uzak tutarak yetiştirir. İlk bakışta bu durum ahlaki bir ideal gibi görünür. Ancak burada kritik bir sorun vardır: Bu insanlar erdemli değildir, sadece erdemli olmaya zorlanmamışlardır. Dürüstlükleri bir tercih değil, sınanmamış bir durumdur. Kasabaya gelen isimsiz yabancı, bu yanılsamayı parçalamak için bir oyun kurar. İçinde altın olduğu iddia edilen bir çuval ve sahte bir hikâye aracılığıyla kasabanın “en saygın” insanlarını test eder. Çok kısa sürede, kasabanın en dürüst bireyleri bile birbirlerini kandırmaya, yalan söylemeye ve fırsatı kendi lehlerine çevirmeye yönelir. Burada önemli olan, yozlaşmanın ani olması değil, neredeyse kaçınılmaz olmasıdır. Twain’in ima ettiği şey açıktır: Ahlak, uygun koşullar altında kolayca çözülüyorsa, zaten baştan sağlam değildir. Bu noktada hikâye, Friedrich Nietzsche’nin ahlak anlayışıyla güçlü bir paralellik kurar. Ahlakın Soykütüğü Üzerine’de Nietzsche, ahlaki değerlerin doğal ya da evrensel olmadığını, tarihsel ve toplumsal olarak üretildiğini savunur. Hadleyburg halkının dürüstlüğü de tam olarak böyle bir üretimdir: İçsel bir seçim değil, kolektif bir alışkanlık. Bu nedenle ilk ciddi sınavda dağılması şaşırtıcı değildir. Onlar iyi insanlar değil, iyi olmaya programlanmış
Edebiyat
Hadleyburg'ü Yozlaştıran AdamMark Twain · Can Yayınları · 20201,120 okunma
Reklam
8/10
·192 syf.··
2026 43. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 06 Nisan 2026 22:32
Bu kitap kesinlikle sadece bir roman değil, eski İstanbul’un o puslu, hüzünlü sokaklarında yaptığım bir zaman yolculuğu gibi. Kitabı bitirdiğimde üzerimde bıraktığı o yoğun melankoli hissini tarif etmek gerçekten güç. ​Kitabı okurken kendimi 1870’lerin İstanbul’unda, Eyüp’ün sokaklarında ya da Boğaz’ın serin sularında geziniyormuş gibi hissettim, zaten İstanbul'u bilenler de bilmeyenler de Pierre loti'nin İstanbul için ne kadar önemli bir isim olduğunu bilir. Tam olarak bu nedenle İstanbul'dan ne derece aşkta bahsettiğini tahmin edebilirsiniz. Loti’nin, kitaptaki adı Arif bu arada. Adam zaten kendini Türklüğe adamış müslümanlığa adamış, çevresindeki insanlarda ona Arif ismiyle sesleniyormuş, bir yabancı olmasına rağmen bu topraklara duyduğu o derin aidiyet duygusu inanılmaz gerçekten. Loti aşık olduğu Çerkez güzeline olan duygularını yazmış, ​ama aslında hikaye, imkansız bir aşktan çok daha fazlasını anlatıyor, bir adamın kendi benliğini bir başka kültürde, bir başka dilde ve en nihayetinde bir kadının gözlerinde aramasını izliyoruz. Aziyadenin o gizemli, hüzünlü ve sessiz varlığı, kitabın her sayfasında bir gölge gibi sizi takip ediyor. Ablasıyla olan mektupları, kendi kültürüne olan yabancılaşması cidden okumaya değer. Ama bu kitabı herkesin seveceğini düşünmüyorum. Daha önce Yeşil CamiYeşil Cami adlı kitabında da benzer şeyleri okuyup sevmiştim. Çünkü tasvirler o kadar canlı ki nargile dumanının kokusunu, ahşap konakların gıcırtısını ve eski İstanbul'un imrenilen o havasını soluyabildim. Loti’nin Eyüp sırtlarındaki o meşhur kahvede oturup Haliç’e bakarken hissettiği o yalnızlığı, kitabı kapatınca hissettim sanki. Bir arkadaşım Doğudaki HayaletDoğudaki Hayalet devam kitabı olduğunu söylüyor, ama bir kurgu esere göre çok farklı bitti, muhtemelen ilerleyen günlerde okuyup göreceğim.. keyifli
Edebiyat
AziyadePierre Loti · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20211,216 okunma
Puan vermedi·325 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 01 Nisan 2026 10:56
Taze taze yazayım dedim Algernon'u. "Cehalet Mutluluktur" kavramını ilk "House"dan öğrendiğimi itiraf edebilirim sanırım. Daha doğrusu farkındayım elbette ama konu hakkında düşünmeye başlamam herhalde dizinin o bölümüyle oldu, izleyenler hatırlar, sıradan bir kuryenin vakası adamın 178 IQ'lu bir fizikçi olduğu anlaşılınca farklılaşıyor, adamın beynindeki soruna müdahale edilince adamın hayatı da olumsuz yönde değişiyor. Evet bilginin huzurdan çok felaket getirdiği belki Oedipus'dan beri işlenmekte ama - hala-öğrenmeyi bir yaşam hedefi haline getirmeme rağmen bu konuda ilk kez o günlerde düşünmüştüm. Bilimkurgu'nun altın çağında yazılan bu kitap da diziden yaklaşık 50 yıl önce benzer bir konuyu işliyor. Düşük zekalı bir insanın ameliyatla dahi haline getirilmesini adamın penceresinden izliyoruz burada da. Bilim kurgu dedim ama, Hugo ve Nebula ödülleri almış olmasına rağmen Daniel Keyes'in bu romanının fazlasıyla psikolojik (ve felsefi) bir metin olduğunu söyleyebiliriz. Bir fırında çalışan zihinsel engelli birsinin (O eski IQ sınıflandırmasına göremoron diye geçiyor, günümüzde bunun yerine hafif zihinsel engelli kullanılıyor - ki bu sınıflandırmada ne kadar geçerli onu da düşündürüyor bir yerde kitap) daha zeki olmak için gönüllü olarak katıldığı bir deney kapsamında tuttuğu ilerleme raporlarını izliyoruz kitap boyunca. Bu raporlarda Charlie Gordon'un zekâsındaki değişimi fark etmekle kalmıyor, adeta onunla birlikte aynı hisleri yaşayarak dünyayı öğreniyoruz, Keyes ara sıra geçen deneyın detaylarına dair psikolojik metinlere rağmen oldukça başarılı bu konuda. Yani adı ilerleme raporları olsa da akıcılık ve etki kitabı hayli okunur kılıyor. Aslında bunun kitapta bir şekilde eski trajedyaların yolunu izlemesinin de büyük bir zevkle etkisi var. (Boşuna Oedipıs demedim
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,3bin okunma
Gün Doğmadan Neler BatarGün Doğmadan Neler Batar Yeni kitabım arkadaşlar.🎊
Çürümüşlüğün Romanı!
Puan vermedi·380 syf.··
2023 9. kitabı
“Demek iki gün hastalanınca yerine adam alıvermişlerdi? İyi ama keyfinden mi hastalanmıştı? Allah'ın bir derdi, illeti.” (Sf. 84) Orta Anadolu’nun Ç. Köyünden üç arkadaş, Köse Hasan, İflahsızın Yusuf ve Pehlivan Ali çalışmak için düşer şehir yollarına. Bizde onlarla soluğu Çukurova’nın bereketli topraklarında alırız. Alırız almasına ya, kâh pamuğun kuru kabuğuyla tohumundan ayrıldığı Çırçırlara düşer Köse Hasan ile üşür hatta donarız kâh Pehlivan Ali ile patoza çıkar toz talaş içinde sıcakla kaşınır dururuz. Bitleri, pisliği, kurtlu sert ekmeği, sömürüsü… Yıkanmaya su yok! Yağsız kötü pilava kaşık sallar ırgatlar açlıkla. Bir de üstüne kırk beş kişilik patozda otuz kişi, günde yirmi saat çalışırlar. Irgatbaşı da eksik olan on beş kişinin haftalığını cebine indirir. Ortada alın teri, emek vardır da karşılığını almak yoktur. Tolstoy’un deyimiyle “ekmeğin pahalı emeğin ucuz” olduğu zamanlardır belki de. Tıpkı günümüzdeki gibi! Irgatbaşısı, ağası hepsi birbirinden beter, acıma nedir bilmeyen, paragöz, çıkarcı, ciğeri beş para etmez adamlar. Adam dediysek lafın gelişi yani. Maksat ağzımızı bozmayalım. Rüzgâr bu üç arkadaşı nereye savurursa savursun her gittikleri yerde aynı sömürü, aynı yozlaşma vardır. Dert hep aynı derttir. Her yerde ahlaksızlık diz boyudur ki kendileri de öyle çok erdemli insanlar değillerdir hani! “Şehir dediğin bir para tuzağıymış. Bir yerden kurtuluyoruz, bir yere düşüyoruz…” (Sf. 106) Ahlaksızlığın yuva yaptığı, pislikten geçilmeyen, sömürünün kol gezdiği, çerez yer gibi hak yenilen, kokuşmuş bir ortam anlayacağınız. Roman 1954 yılında yayınlanmıştır lakin saydıklarımın size çok tanıdık geldiğine eminim. Aradan geçen onca yıla rağmen insanlar aynı insanlar, sömürü aynı sömürü! Tabi artık daha modern! İnsanlar hala az paraya çok
Bereketli Topraklar ÜzerindeOrhan Kemal · Everest Yayınları · 20208,4bin okunma
Reklam