Native Content Manager @ Demirören Medya
“Her okur oturduğu koltukta birer Crusoe’dur.” (Alberto Manguel)
"Ben cenneti hep bir çeşit kütüphane olarak düşlemişimdir." (Jorge Luis Borges)
Osmanlı topları vikont Medardo'ya çevrildiğinde oradaydım. Yeni rütbe almış genç bir teğmendi. Bir bütün olarak atının üzerinde duruyor, uzaktan bakıldığında içindeki iki farklı insan ayırt edilemiyordu. Doğduğu günden bu ana değin hiç tutarsızlık göstermemiş, özgüveni yüksek genç bir adama benziyordu. Topu ateşleyen yeniçeri, selam söyle dedi, içindeki diğer yarıya. Artık sizi ayırıyorum. Bundan böyle misafir olarak göreceksin diğer yarını. Geçirdiğiniz güzel günler anı olarak dursun, bu güllenin fitili gibi ateşlesin ruhunuzu.
Belki de Pietrochiodo usta'nın yaptığı bir pergel etrafında düello etmek gerekecek rahibeler çayırında. Sizden başka kimsenin göremeyeceği kıyasıya bir düello. İncelemenin başında verilen selam iki yakayı bir araya getirememişse kılıçlar konuşsun artık. Bu kavga sona ersin. İyilikle veya kötülükle.
"İnsan, iki elinde de bir kılıç, kendi kendisiyle çatışıyordu." (s.147)
Düelo yapılırken oradaydım. "İkisi de âdeta, bir şey olmayan tarafa, yani kendisinin bulunması gereken tarafa saldırmada inat ediyordu."(s.148) İki düşman nasıl hırsla saldırırsa diğerine, öyle saldırıyordu kılıçlar. Hatta korkarım düşmanlıktan biraz daha fazla hınç vardı. Bu neyin nefreti, hangi yarım kalan duygunun bilemem. Yarım mı daha iyi, tam mı, onu da bilemem. Savaşta düşmana kurşun atmayı kendine yediremediği için havaya ateş edenler olduğunu duymuştum. İnsanın kendiyle savaşından çok önce, İkinci dünya savaşında. Bu savaş başka. Burada tam bir nefret içinde saldırıyordu hasımlar. Düşmanın tam kalbine yapıyordu hücumunu. Sağda olan biraz daha şanslıydı. Kalbi olmayanın kazanma şansı daha büyüktü bu savaşta!
Calvino neden yapıyorsun bunu? Kafamı karıştırıyorsun. Düello içinde hissediyorum kendimi. Sadece biraz büyülü gerçeklikle geçiştirilebilecek bir konuyu derinlere
Osmanlı topları vikont Medardo'ya çevrildiğinde oradaydım. Yeni rütbe almış genç bir teğmendi. Bir bütün olarak atının üzerinde duruyor, uzaktan bakıldığında içindeki iki farklı insan ayırt edilemiyordu. Doğduğu günden bu ana değin hiç tutarsızlık göstermemiş, özgüveni yüksek genç bir adama benziyordu. Topu ateşleyen yeniçeri, selam söyle dedi, içindeki diğer yarıya. Artık sizi ayırıyorum. Bundan böyle misafir olarak göreceksin diğer yarını. Geçirdiğiniz güzel günler anı olarak dursun, bu güllenin fitili gibi ateşlesin ruhunuzu.
Belki de Pietrochiodo usta'nın yaptığı bir pergel etrafında düello etmek gerekecek rahibeler çayırında. Sizden başka kimsenin göremeyeceği kıyasıya bir düello. İncelemenin başında verilen selam iki yakayı bir araya getirememişse kılıçlar konuşsun artık. Bu kavga sona ersin. İyilikle veya kötülükle.
"İnsan, iki elinde de bir kılıç, kendi kendisiyle çatışıyordu." (s.147)
Düelo yapılırken oradaydım. "İkisi de âdeta, bir şey olmayan tarafa, yani kendisinin bulunması gereken tarafa saldırmada inat ediyordu."(s.148) İki düşman nasıl hırsla saldırırsa diğerine, öyle saldırıyordu kılıçlar. Hatta korkarım düşmanlıktan biraz daha fazla hınç vardı. Bu neyin nefreti, hangi yarım kalan duygunun bilemem. Yarım mı daha iyi, tam mı, onu da bilemem. Savaşta düşmana kurşun atmayı kendine yediremediği için havaya ateş edenler olduğunu duymuştum. İnsanın kendiyle savaşından çok önce, İkinci dünya savaşında. Bu savaş başka. Burada tam bir nefret içinde saldırıyordu hasımlar. Düşmanın tam kalbine yapıyordu hücumunu. Sağda olan biraz daha şanslıydı. Kalbi olmayanın kazanma şansı daha büyüktü bu savaşta!
Calvino neden yapıyorsun bunu? Kafamı karıştırıyorsun. Düello içinde hissediyorum kendimi. Sadece biraz büyülü gerçeklikle geçiştirilebilecek bir konuyu derinlere