Ezilenlerin sesi bir gün muktedirleri sağır edebilir. Bu kitabı tek cümleyle özetlemem gerekirse hakkımı bundan kullanırdım. Fransız ihtilalinin öncesi, ihtilal zamanları ve bir zaman sonrasını konu edinen kitapta, devrimin kanlı tarihini ve bu kanın suçlu - suçsuz, haklı - haksız ayırt etmeden her yere sıçradığına şahit oluyoruz. Hani yukarıda bu kitabı tek cümleyle özetlemem gerekirse demiştim ya, tek cümle değil bi hak daha veriyoruz derseniz Cioran 'ın Çürümenin Kitabında geçen bir cümleyi yazar kaçarım : " En büyük zalimler kafası kesilmemiş mazlumlardan çıkar."
İnsanın kendini bilmesi, tanıması üzerine yazılan kıssalar söz konusu olduğunda hemen ortaya müşterek bir mesele çıkar: Yola çıkmak, Yolculuk gibi... Buddha henüz genç, varsıl bir prens iken babasının servetini ve saray hayatını bırakıp müphem bir yolculuğa çıkar. Martin Eden aşkı için büyük dönüşümlere gebe yolculuğa giriştiğinde henüz çok gençtir. Gregorius, antik diller öğretmeni iken hiç tanımadığı bir Portekizli - Amadeu Prado' nun- asilzadenin peşine düştüğünde yolculuğun onda yaratacağı büyük dönüşümün farkında değildir. Alice bir tavşanın peşinde harikalar diyarına indiğinde gerçek sandığı dünya ayağının altından kayarak onu yüz üstü bırakır. Ve tabiki Neo 'nun hakikat sandığı bir simülasyondan kopup Matrix' in katı gerçekleriyle yüzleştiği o dönülmez yolculuk da hafızalarda yer etmiştir.. Nihayetinde Saramago da kahramanın sonsuz yolculuğunun öneminin farkında ki "Bilinmeyen Adanın Öyküsünü" kendini bulmak isteyen bir adamın deniz yolculuğu ekseninde kurgulamış. Bilinmeyen ada tabiki de ne olduğu bilinmeyen bir ada ama çok da önemli bilinmemesi. Önemli olan yolculuğa çıkmak Saramago "nun deyişiyle" kendinden çıkıp kendine bakmadıkça kendini tanıyamayacağın" dır. Hayat bilinmeyene yapılan müphem bir yolculuksa eğer her insan, bilinmeyen bu adanın teknesinin bir tayfasıdır...