Ağladıkları artık Mürebbiye değil, bundan sonra umurlarında olmayan anne ve babaları da değil, bilakis ani bir korku sarsıyor onları, bilinmeyen, bugün ilkini dehşetle gördükleri bu dünyadan gelebilecek her şey korku veriyor artık. Adım atmaya başladıkları yetişkinlerin dünyası, önlerindeki adımlamak zorunda oldukları karanlık bir orman gibi görünmez, tehdit dolu dünya.
Bizim duygusal durumumuzdan bağımsız olarak çocuk, içinden geldiği gibi ağlama, bağırma, öfkelenme, ilgi isteme hakkına sahiptir; çocuk hiç kimseden özür dilemek, kişiliği yokmuş gibi davranmak zorunda değildir. Çocuk, sizin zihninizdeki kutsalları anlamak, onlara göre hareket etmek zorunda değildir. Çocuk "terbiyesi" ya da “eğitimi" dediğimiz şeyin sınırlarının nerede bitmesi gerektiğini söyleyeyim: "Terbiye" ya da "eğitim" dediğimiz yerde.
Çeşit çeşit yemeklerle donatılmış bir sofraya oturduğumuzda, o sofrada bir kadını, kadınları kurban ettiğimizi, yediğimiz şeyin kadının hayatının kendisi olduğunu düşünüyorum.
Örneğin bir kızın akşam yemeğini hazırlaması sessizce karşılanırken oğulun hazırlanan yemeği tabaklara koyması aile fertleri tarafından gürültülü bir takdir görebilir, uzun zaman boyunca hatırlanabilir. Kızlar doğuştan hizmetçi kabul edildikleri için onların yaptığı iş zaten olması gereken bir şey addedilir, takdir edilmez. Bir kız aslında toplamda çok daha fazla iş yaptığı hâlde, ara ara eline süpürge alan ağbisi, kızın ev işlerine yeterince yardımcı olmadığı düşünüldüğü zamanlarda ona kolaylıkla örnek olarak gösterilebilir.