Nesrin4

Nesrin4
Öğretmen
Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni
18 okur puanı
Aralık 2020 tarihinde katıldı
Puan vermedi
Merhabaa! Bugün yine bir Dostoyevski okuması ile geldim. Dostoyevski; anlatımını, içerik kurgusunu, dilini, akıcılığını çok sevdiğim bir yazar. #heraybirşiirbirromanokuyoruz grubumuz ile yapılan kuramızda da Dostoyevski çıktığı an gözlerim ışıldamıştı. Aslında kitabı anlamlandırmanın temeli, bu kurgunun nereden geldiğini bilmek bence. Konuya buradan girecek olursak şöyle ifade edebiliriz: Dostoyevski, bir dönem devlet aleyhinde komploya katıldığı iddiası ile tutuklanır. 8 ay hapishanede kalır ve tam öldürülecekken cezası kürek ve sürgün cezasına evrilir. Ve onun hayatının dönüm noktası diyebileceğimiz dönemi Sibirya’da, hapishanede sürgünde geçirdiği bu dönemdir. Eserinde ise bu yıllarını Aleksandr Petroviç Goryançikov üzerinden okuyucuya aktarır. Okuma sırasında çok fazla zorlandığımı açıkça söyleyebilirim. Çünkü hapishane hayatı, oradaki insanların yaşamı, psikolojisi, hissettikleri öyle bir incelikle işlenmiş ki sizi de o derinliklere çekiyor ve bir anda kendinizi empati kurma yolunda buluyorsunuz. Ve orası öyle bir yer ki toplumun her tabakasından -eğitimli, eğitimsiz, soylu, alt tabaka- tüm insanlar var. Sayfalar ilerledikçe verilen cezaların ağırlığını, insanların bu ağırlıktan kaçmak için yeni suçlar işlediğini ama yine de şiddetin hiçbir şeye çözüm olmadığını görüyoruz. Dostoyevski’ye başlangıç eseri olması açısından doğru bir eser olmasa da “Dostoyevski’yi anlamak” tabirini içselleştirmenin eseridir bu. Onu tanımanız adına bu eserini okumanızı kesinlikle öneririm. İnsanın ait olmadığı bir çevrede yaşamasından feci bir şey olamaz. Yüzlerce arkadaş arasında bulunduğum halde kendimi ne kadar derin bir yalnızlık içinde hissettiğimi hatırlıyorum. Sonunda bu yalnızlığı da sevmeye başlamıştım ya… Günahlarımızla Tanrı’nın göğünü karartıp duruyoruz.
Ölüler Evinden AnılarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202518,6bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi
“Her şeyin fazlası zararlıdır ya, Fazla şiirden öldü Edip Cansever.” der şair Cemal Süreya, Edip Cansever için. Herhangi bir fikrin şairi değildir Cansever. İnsanı temele alan bir şiiri vardı. Günlük hayatın içinde insan ruhunu yakalamak, onun sesi olmak için yazanlardandı. O, kaybolup giden sokakların, ruhların peşinde bir şairdi. Yaşadığı her günü şiiri evcilleştirerek, şiirde kendini ve insanı arayarak geçirdi Edip Cansever. 19 şiir kitabı ve binlerce dizesiyle, sonsuza açılan bir pencere gibi, her yeni kuşakta katlanarak büyüyen bir okur kitlesine seslendi. Sonra hep beraber sığınmak Nereye? Kendimize. İnsan günün her parçasında yaşamıyor Bu çok doğru Evet bu çok doğru Yüzümü size çeviriyorum, siz misiniz? Elimi suya uzatıyorum, siz misiniz? Siz misiniz, belki de hiç konuşmuyorum. Belki de kim diye sorsalar beni Güneşe, çarşıya, kadehe uzatacağım ellerimi Belki de alıp başımı gideceğim Biliyorsunuz ya bir ağrısı vardır gitmenin Nereye, ama nereye olursa gitmenin Hüzünle karışık bir ağrısı. Bana sorarsanız ters çevirin uykuları 
Şiir
Umutsuzlar ParkıEdip Cansever · Yapı Kredi Yayınları · 2020912 okunma
Puan vermedi
MERHUME Anlatmaya neresinden başlayacağımı şaşırdığım bir kitap. İçeriğine baktığınızda heyecan verici olup, içine girince karmaşık bir yapıyla karşılaşacağınız ama konunun içine girmeyi başarınca sürükleyici olabilecek bir kitap. Açıkçası ben çok sevemedim kitabı. Bunun nedenlerinden biri yeraltı edebiyatı ile ilgili ilk okumam olması. Diğeri de gerçekten çok karmaşık bir olay örgüsünün olması. Tekrar tekrar başa dönüp karakter kimdi, konu neydi, ne anlatıyordu diye döndürüyor insanı. Okuması kolay bir kitap olmadı benim için. Bitirince de kitabı nereye oturtacağımı bilemedim. Konusunun karmaşıklığını, üslubunun ağırlığını anlayabilirim bir şekilde ama kadınların çektiği acıyı tabiri caizse işkenceyi bu kadar gerçekçi vermesi beni rahatsız etti açıkçası. Bir gün öyle bir an geldi ki kötü biri olmaya karar verdim. Taştan bir kalple mutlu olurum sandım. Hakikaten iyilik diye bir şey olsaydı adı iyilik olmazdı… İyilik diye bir kelimeyle gerek kalmazdı…
Edebiyat
MerhumeMurat Uyurkulak · 2021633 okunma
Kardeşimin Hikayesi
8/10
·330 syf.··
2020 2. kitabı
Karadeniz’in küçük bir köyünde verilen davette meydana gelen cinayet ile başlayan eser, gazeteci kızın cinayetle ilgili haber yapmak için bölgeye gelmesi ile bambaşka bir boyut kazanıyor. Emekli olan Ahmet Bey, köpeği ile kendi halinde yaşayan bir adamdır. Bir gün köyde yaşanan bir cinayet ile hayatı değişir. Nasıl mı? İşte şöyle: Başkarakterimiz Ahmet’in hem arkadaşı hem komşusu olan Arzu’nun bir davette cinayete kurban gitmesi ile ortalık tam manasıyla çalkalanır. Tam da bu sıralarda köye cinayeti araştırmak ve yaşananların üzerine haber yapmak için genç ve güzel bir gazeteci kız gelir. Gazeteci kızın Ahmet Arslan’a sorduğu sorularla eserin konusu Ahmet’in kardeşi olan Mehmet’in hayat hikayesine evrilir. Ve kardeşinin hikayesi tam bu noktada başlar. Mehmet’in hikayesi gazeteci kızın oldukça ilgisini çeker ve Ahmet ile gazeteci kızın da uzun sohbetler sonucunda arasında farklı bir çekim oluşur. Bu da eserin farklı bir bölümünü oluşturmaktadır. Okudukça elinizden bırakamayacağınız bir olay örgüsü ile oluşturulmuş bir eser. Çünkü olaylar sizi öyle bir içine çekiyor ki "Acaba ne olacak? " şüphesi sizi eserin içinde daima dinç tutuyor ve sizi olayların içinde gezdiriyor. Ve sonunda da şaşırıp kalınacak bir son ile okuyucuyu karşı karşıya bırakıyor. Kitap için olumsuz yönde tek eleştirim şu olabilir: Bazı bölümlerde merak hissini uyandırmak, okuyucuyu olayın içinde tutmak için hikaye anlatımı sürekli erteleniyor, gereksiz yere uzatılıyor. Bunun dışında oldukça akıcı, dili sade, anlaşılır, her kesime hitap edebilecek bir eser.
Edebiyat
Kardeşimin HikayesiZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2019126,4bin okunma
Puan vermedi·196 syf.··
2020 1. kitabı
Oğuz Atay, hayatı ucundan köşesinden yakalayamayanların, sancılı varoluşların yazarı. Bazen herkes kendi içinde kaybolur ve düşündükçe batar o çukurun içine. Oysa ki hayat bazen karmaşıklıkların ardından gelen ferahlığın kendisinden ibarettir. Önemli olan o çıkış yolunu bulmak. İşte tam bu noktada Oğuz Atay’ın karakterleriyle tanışıyorsanız yalnız olmadığınızı keşfedersiniz. Postmodern bir kabusun içindeydiler. Yalnızdılar, kendi kuyruklarını yakalamaya çalışıyorlardı. Düşmemek için tutunacak yer arıyorlardı. Tutunamadılar. Oğuz Atay aldı onları, giydirdi, kuşandırdı, 8 öykünün içinde sundu bize. 8 öykünün ortak noktası yaşama, yaşamın kalabalığına, hayat telaşına ayak uyduramayan, topluma uyum sağlayamayan insanları konu ediniyor olması. Her hikayede kendine has özellikleri olan karakterler yaratmış Atay ve bu karakterlerine isim vermemiştir. Eserin başlangıç öyküsü ve bana göre en etkileyici olanı Beyaz Mantolu Adam! Bu hikayede toplumun insanı nasıl kuklalaştırdığını, nasıl tekdüze insan haline geldiğimizi görmekteyiz. Beyaz Mantolu Adam, hayatı yaşamayı başaramamıştı. Hatta öyle ki dilenmeyi bile başaramamıştı. Yalnızlığın ise ta dibine kadar batmıştı. Beyaz bir mantoya sarılıp görünür olmak istedi belki ya da her şeyin üstünü bembeyaz bir mantoyla örtüp saklamak istedi kim bilir. Kimse bilmez, sustu, sadece sustu. Nasıl olsa anlamayacaklardı. "Kalabalık bir topluluk içindeydi. Başarısızdı." (Sayfa 11) Eser oldukça akıcı ve sade bir üslup ile yazılmış. Eğer bir Oğuz Atay okuma serüvenine başlanacaksa okunacak ilk kitabı kesinlikle Korkuyu Beklerken olmalıdır. Çünkü 8 öykünün her birinde Oğuz Atay’ın ruhunu, üslubunu, yazma biçimini görebilirsiniz. Kitabı birkaç kez okudum, karakterleri hissettim, özümsedim ve Oğuz Atay’ın kitabın son sayfasında "Ben buradayım
Korkuyu BeklerkenOğuz Atay · İletişim Yayıncılık · 202233,3bin okunma