“Her şeyin fazlası zararlıdır ya,
Fazla şiirden öldü Edip Cansever.” der şair Cemal Süreya, Edip Cansever için.
Herhangi bir fikrin şairi değildir Cansever. İnsanı temele alan bir şiiri vardı. Günlük hayatın içinde insan ruhunu yakalamak, onun sesi olmak için yazanlardandı. O, kaybolup giden sokakların, ruhların peşinde bir şairdi. Yaşadığı her günü şiiri evcilleştirerek, şiirde kendini ve insanı arayarak geçirdi Edip Cansever. 19 şiir kitabı ve binlerce dizesiyle, sonsuza açılan bir pencere gibi, her yeni kuşakta katlanarak büyüyen bir okur kitlesine seslendi.
Sonra hep beraber sığınmak
Nereye?
Kendimize.
İnsan günün her parçasında yaşamıyor
Bu çok doğru
Evet bu çok doğru
Yüzümü size çeviriyorum, siz misiniz?
Elimi suya uzatıyorum, siz misiniz?
Siz misiniz, belki de hiç konuşmuyorum.
Belki de kim diye sorsalar beni
Güneşe, çarşıya, kadehe uzatacağım
ellerimi
Belki de alıp başımı gideceğim
Biliyorsunuz ya bir ağrısı vardır gitmenin
Nereye, ama nereye olursa gitmenin
Hüzünle karışık bir ağrısı.
Bana sorarsanız ters çevirin uykuları
MERHUME
Anlatmaya neresinden başlayacağımı şaşırdığım bir kitap. İçeriğine baktığınızda heyecan verici olup, içine girince karmaşık bir yapıyla karşılaşacağınız ama konunun içine girmeyi başarınca sürükleyici olabilecek bir kitap. Açıkçası ben çok sevemedim kitabı. Bunun nedenlerinden biri yeraltı edebiyatı ile ilgili ilk okumam olması. Diğeri de gerçekten çok karmaşık bir olay örgüsünün olması. Tekrar tekrar başa dönüp karakter kimdi, konu neydi, ne anlatıyordu diye döndürüyor insanı. Okuması kolay bir kitap olmadı benim için. Bitirince de kitabı nereye oturtacağımı bilemedim.
Konusunun karmaşıklığını, üslubunun ağırlığını anlayabilirim bir şekilde ama kadınların çektiği acıyı tabiri caizse işkenceyi bu kadar gerçekçi vermesi beni rahatsız etti açıkçası.
Bir gün öyle bir an geldi ki kötü biri olmaya karar verdim. Taştan bir kalple mutlu olurum sandım.
Hakikaten iyilik diye bir şey olsaydı adı iyilik olmazdı… İyilik diye bir kelimeyle gerek kalmazdı…
Beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim. Çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz. Yaşarken anlaşılmaya mecburum. Ben Van Gogh’un resmi değilim, öldükten sonra beni müzeye koyamazsınız.
İnsanlara kaptırma kendini, durmadan koşuşma, onlara uyma. İnsan bir makinedir bir yerde bozulur, yavaş yavaş kullan aklını. Şimdi biraz dinlen, şimdi hep birlikte saçmalayalım, aklımızı dinlendirelim, mantığımızı dinlendirelim, rüyada yaşayalım.