Oğuz Atay, hayatı ucundan köşesinden yakalayamayanların, sancılı varoluşların yazarı.
Bazen herkes kendi içinde kaybolur ve düşündükçe batar o çukurun içine. Oysa ki hayat bazen karmaşıklıkların ardından gelen ferahlığın kendisinden ibarettir. Önemli olan o çıkış yolunu bulmak. İşte tam bu noktada Oğuz Atay’ın karakterleriyle tanışıyorsanız yalnız olmadığınızı keşfedersiniz.
Postmodern bir kabusun içindeydiler. Yalnızdılar, kendi kuyruklarını yakalamaya çalışıyorlardı. Düşmemek için tutunacak yer arıyorlardı. Tutunamadılar. Oğuz Atay aldı onları, giydirdi, kuşandırdı, 8 öykünün içinde sundu bize. 8 öykünün ortak noktası yaşama, yaşamın kalabalığına, hayat telaşına ayak uyduramayan, topluma uyum sağlayamayan insanları konu ediniyor olması. Her hikayede kendine has özellikleri olan karakterler yaratmış Atay ve bu karakterlerine isim vermemiştir.
Eserin başlangıç öyküsü ve bana göre en etkileyici olanı Beyaz Mantolu Adam! Bu hikayede toplumun insanı nasıl kuklalaştırdığını, nasıl tekdüze insan haline geldiğimizi görmekteyiz. Beyaz Mantolu Adam, hayatı yaşamayı başaramamıştı. Hatta öyle ki dilenmeyi bile başaramamıştı. Yalnızlığın ise ta dibine kadar batmıştı. Beyaz bir mantoya sarılıp görünür olmak istedi belki ya da her şeyin üstünü bembeyaz bir mantoyla örtüp saklamak istedi kim bilir. Kimse bilmez, sustu, sadece sustu. Nasıl olsa anlamayacaklardı.
"Kalabalık bir topluluk içindeydi. Başarısızdı." (Sayfa 11)
Eser oldukça akıcı ve sade bir üslup ile yazılmış. Eğer bir Oğuz Atay okuma serüvenine başlanacaksa okunacak ilk kitabı kesinlikle Korkuyu Beklerken olmalıdır. Çünkü 8 öykünün her birinde Oğuz Atay’ın ruhunu, üslubunu, yazma biçimini görebilirsiniz.
Kitabı birkaç kez okudum, karakterleri hissettim, özümsedim ve Oğuz Atay’ın kitabın son sayfasında "Ben buradayım