Kurmay haritasına batırılan bir topluiğne, “savaşa sürülmesi” gerekli görülen on bin insanın hayatını ifade etse de bu yönetimler özgür düşüncenin iğnelemelerine bir türlü katlanamıyorlar, verecekleri karşılık da ölüm oluyor yalnızca.
Yirmi dört yaşındaki Borchert’in fıkralarından öç alınmak üzere düzmece hukuk mekanizması tümüyle harekete geçirildi. İşte böylesine alıngan oluyor dikta yönetimleri.
Bizim kuşağımız gerçekçi bir kuşak, çünkü insanı gerçekte olduğu şekliyle tanımaya başladık. Her şey bir yana, insan, Auschwitz’in gaz odalannı icat eden varlıktır; ama dudaklannda duayla ya da Shema Yisrael ile gaz odalanna dimdik yürüyen varlık da insandır.
İnsan, sıradan bir şey, bir nesne değildir; nesneler birbirini belirler ama insan nihai anlamda kendini belirleyen bir varlıktır. Mevcut yetilerinin ve çevrenin sınırlan dahilinde, olduğu kişi neyse, onu kendinden yaratmıştır, örneğin toplama kamplannda, bu yaşayan laboratuvarda ve bu sınav alanında, yoldaşlarımızdan bazılanmn domuz gibi, bazılarının da aziz gibi davrandıklarına tanık olduk. İnsanın içinde her iki potansiyel de vardır ve hangisinin gerçekleşeceği koşullara değil, kararlara bağlıdır.
Kimin uğruna? Onanlmayacak kadar hasarlı bir beyin makinesinin uğruna mı? Hasta kesinlikle bundan öte bir şey olmasaydı, acısız ölüm programı haklılık kazanırdı.