Ben zannediyordum ki ömürlerimizin teknesini istediğimiz sahile götürmek için yalnız onun dümenini ele almak kâfidir... Şimdi anlıyorum ki, değilmiş... Yollar, görünmez kayalarla doluymuş... Onlara çarpmamak lazımmış... Daha fenası gizli cereyanlar varmış ki, insan onlara kapıldığı zaman yolun değiştiğini, gittikçe uzaklaştığını fark edemezmiş... Ta ki kendisini başka sahillere düşmüş görünceye kadar.
Uğranılan haksızlıklara ve hakaretlere koyun gibi tahammül etmemek insanlığın başlangıcıdır evlat. Bu hayatta nezaket sökmez. Çaresiz mütecaviz ve haşin olacaksın.
Ne çalışmayı sermayeye ne de sermayeyi çalışmaya esir eden fakat ikisini de birbirine karşı denkleştiren bir nizam imkansız değildir.
Televizyonu keşfedildiği bir devirde insanlık isterse, böyle bir içtimai adaletin tekniğini de kolayca bulabilir. Birini yapan ötekinden aciz kalamaz.
-Adaletin ölçüsü, ehliyet ve liyakattir.
O zaman cahil bir Kayserili pastırmacının milyoner olduğunu ve bir fikir adamının süründüğünü göremezsiniz-
Kazanç, sermaye ile çalışma arasında birinciye aslan payını vererek değil, eşit olarak da değil, istihsalde ikisinin tesir derecelerine,
Yani liyakate göre paylaşılır.