Kitap, yargıç İvan İlyiç’in ölüm haberiyle başlıyor.Bu beklenen ölüm haberiyle iş arkadaşlarının tavırlarına şahit oluyoruz. Bundan sonra ise geriye dönüyor ve İvan ilyiç’in hayatına en başından şahit olmaya başlıyoruz. Toplumda makbul kabul edilen insanlardan biri İvan.Başarılı bir eğitim hayatının ardından gelen başarılı bir iş hayatı.Ardından evlilik, çocuklar ve güzel bir ev.. Ne kadar güzel görünüyor değil mi? Konut kredisi veya mobilya reklamlarındaki aileler gibi.Herkesin hayalindeki resim bu. Peki ya resmin içindekiler? Aslında gerçekten mutlular mı? Çoğu zaman insanlar, bunu kendilerine sormak için hiç fırsat bulamazlar.Hayat öyle hızla akıp gider ki.Ama bir gün bir şey olur. Hastalık, ölüm, iflas, ayrılık vb. İşte genellikle o zaman hayatı sorgulamaya başlar insan. Dünyaya neden gelmiş, neden yaşar, hayatın anlamı nedir,… Soruların ardı arkası kesilmez. İşte kitabımızın kahramanı İvan İlyiç de çaresiz bir hastalığa yakalanınca, sormaya başlar tüm bu soruları. Gerçekten yaşamış mıdır? Mutlu olmuş mudur?
Ona göre hayatının başlangıcından itibaren mutluluğu gittikçe azalmıştır. Özellikle de evlilikten sonra.
Hastalık döneminde de eşinin, yakınlarının ona umursamaz gelen tavırları, çektiği acıların anlaşılmaması, kimsenin onun için gerçekten üzülmemesi, beklediği şefkatin gösterilmemesi kederini arttırır. Oysa insan bu en zayıf anında sarıp sarmalanmak, sevilmek ister. İvan, üzülse de nerde hata yaptım ya da bana neden böyle davranıyorlar diye kendini sorgulamaz ya da suçlamaz. Suçu da yoktur aslında. O, işini iyi yapmış, toplumun ondan beklediklerini yerine getirmiştir. Babalığını, kocalığını sorgulamaz. Romanın yazıldığı yıllarda belki de bunlar düşünülemezdi. Eğer bugün yazılsaydı onun baba ve eş, rolleri derinlemesine irdelenir ve yazar, kahramanın hatalarını