O, devlet ve toplum hayatında, dünyevi yaşayışımızda, mistik ve ilahi temele dayanan her türlü kurumun hâkimiyetine son vermedikçe modernleşmenin mümkün olmadığına inanıyordu.
"Dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde bir mürşid aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir."
Türkiye'nin modern Îslam'da en radikal devrimi gerçekleştirebilmesi ve bugün İslami köktenciliğin yükselişinden en az etkilenen Müslüman millet olması bir rastlantı değildir. Geniş bir halk kitlesinin onayına ilaveten, Atatürk devrimle ve bir grup inkılapçının güçlü desteği sayesinde güçlü bir dinî hiyerarşinin kontrolünü ortadan kaldırmayı ve hızlı sosyal gelişme ve modernleşme için yasal ve siyasi koşulları hazırlamayı başardı.
Bursa'da bir konuşmasında 'medeni, ilerici ve gelişmiş bir ulus olma iddiasında olan bir milletin kesinlikle heykel yapacağını ifade etti' ve bu hususta din açısından bir mahzur olmadığını iddia etti. Peygamber'in heykel yapmayı yasakladığını çünkü o günlerde putlara karşı mücadele için bunun gerekli olduğunu ileri sürdü. Bugün, herhangi bir Müslüman Türk’ün bir heykeli put olarak göreceğini tahayyül etmediğini ifade etti. Ulusumuz güzel heykeller yapacak ve bu onları daha az Müslüman yapmayacak.
“Bütün millet emin ve müsterih olsun ki, inkılabı yapanlar bu gibi menfi kuvvetleri çıktığı noktalarda imha edecek kudret ve kabiliyet ve tedbire maliktirler... Fakat şurası katiyen malûm olmalıdır ki, herhangi bir makam ve şahıs tarafından bir mahzur tevlid edildiği gün orada nazariyat biter, ameliyat ve tatbikat başlar.”