İnsan çoğu zaman kendini doğrudan değil, başkasıyla kıyaslayarak tanır. Başkasına bakar, ölçer, tartar ve farkında olmadan kendine bir yer biçer. Oysa bu kıyas masum değildir. Her karşılaştırma, içinde gizli bir eksiklik ya da fazlalık duygusu taşır. Fazlalık kibri doğurur, eksiklik aşağılığı. Haset, kıskançlık ve rekabet ise tam bu kırılma noktasında filizlenir: İnsanın kendisiyle yetinemediği, kendini eksik gördüğü yerde.
Doğuştan gelen bireysel farklılıklar ya da toplumsal ve sınıfsal eşitsizlikler, benzer konumda olup daha şanslı görülen kişilere karşı açık ya da örtük haset duygularını tetikler.( Birçok kişi bunu kabul etmez çoğu zaman) Yaşamın adaletsizliğiyle yüzleşmek, özellikle yokluk tecrübelerinde bu duyguyu daha da keskinleştirir. İnsan zorlu mücadeleler verirken başkalarının aynı yükten kolayca sıyrıldığını gördüğünde, içinde biriken öfke çoğu zaman yalnızca bir tepki değil, daha derinde yatan bir hasetin dışavurumudur. Bunu akrabalık, komşuluk ve arkadaşlık ilişkilerinde de görmek mümkündür. Çünkü bizden daha düşkün olan çoğu zaman içimizi rahatlatır. Bizden yüksekte duran ise aşağıda kaldığımızı hatırlatır. Aşağıda olan teselli verir, yukarıda olan yara açar.
Haset, kıskançlık ve rekabetin en temel tetikleyicisi kıyastır. Kıyasın olmadığı yerde bu duygular daha silik yaşanır. Onların yerini beğeni, hayranlık ve gıpta gibi daha yumuşak duygular alır. Ancak “Hangimiz daha iyi?” sorusu devreye girdiği anda, bu bozulur ve insan kendini bir eksiklik duygusunun içinde bulur.
Haset ve kıskançlık kavramı çoğu zaman birbiriyle karıştırılır. Çoğu zaman birbirlerinin yerine kullanılır. Oysa çok farklı kavramlardır. Haset, kişinin kendinde olmayanı başkasında görmesiyle ortaya çıkar. Bu duygu, beraberinde eziklik, değersizlik ve küçülmüşlük hissini getirir. Bu