İnsanlar alışılmış acılarının bağımlısı oluyor. Bu acıyı hissetmek bir süre sonra tatmin aracına dönüşüyor. O acıyı oluşturan hayal kırıklığı, pişmanlık vs. acıya duyulan açlığı bastırıyor. Kolay kolay bundan dolayı vazgeçmek istemiyoruz böylece.
Örneğin sevdiğimiz bir insanın bizde yarattığı hayal kırıklığını ele alalım. Öncelikle ona duyduğumuz öfke, sinir, hırs gibi duygular zamanla kafamızda yarattığımız tatmin aracına (bağımlılığa) dönüşüyor. Aslında onsuz yapamaz ya da unutamaz değiliz, ondan geriye bizim oluşturduğumuz bağımlılığı sonlandıramıyoruz.
Bunun en büyük belirtisi hayatımıza farklı bir insanın girmesidir. O insan geçmişteki insandan çok farklı olursa eğer bağlılığımızın açlık sinyalleri bizi yanlış yönlendirir. Benzerlik bulamayınca da korkup kaçarız. Bu yüzden genelde benzer kişileri alırız hayatımıza ve sonu aynı hüsranla sonuçlanır. Biz yine de ilk olarak eski ve bilindik bağımlı acımıza döneriz. Onu hala unutamadığımız yanılgısı burda başlar, çünkü bağımlılığımız bizi kendine çekmiştir yine. Bir müddet sonra bunun eski bir acı olduğunu ve hayatımızda artık yeri olmadığını fark ederiz. Biraz kendimizle baş başa kaldığımızda, o yeni kişiye karşı pişmanlık duymamızın nedeni de bundandır. Bir yerden sonra akıl, mutluluğun tatminin daha doyurucu ve sağlıklı olduğunu fısıldar. Ve böylece o eski acının tatminine değil de mutluluğa özlem duyarız.
Ancak bunu fark etmezsek bu döngü devam edip duracaktır. Sonu hüsranla biten yeni şeylerden sonra eski duygularımıza esir olmamızın nedeni de aslında bundan dolayıdır. Düzeltilmemiş, unutulmamış her sağlıksız duygu, kendini kriz anında tekrar nüksettirecektir. Aslında ne siz eskisi gibisiniz ne de hissettikleriniz ancak alışılmış acınız sizi yanlış yönlendirmektedir.
Ne kişiler unutulmaz ne de