Sadece Marksistler ve solcular için değil, bütün insanlık için yol gösterici bir lider ve aydın olan Lenin’in yine bu doğrultu ve nitelikteki bir eseri.
Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı, gerçek Marksistlerin, emperyalizmin hızla yayıldığı ve imparatorlukların dağıldığı dönemde patlak veren ulusal hareketlerle ilgili ideal yaklaşımlarını inceler. Temel ilke, bütün ezilen ulusların kendi kaderlerini tayin (boyundurlukları altında oldukları devletlerden ayrılma) hakkının tanınmasıdır. Lenin, bu hakkın tanınmasının ve ezen ulusun proletaryası tarafından desteklenmesinin, ulusların proletaryalarını birbirlerine daha da yakınlaştıracağını dolayısıyla da enternasyonalizme uygun olan tek yol olacağını belirtiyor.
Kitabın büyük bir kısmında, Lenin, Rusya’daki siyasi rakiplerinin ve başta Rosa Luxembourg olmak üzere Polonya Marksistlerinin meseleyle ilgili duruşlarını eleştiriyor. Bu yolla meseleyle ilgili temel ilkelerin detaylarını ve özel durumlar da inceliyor. Lenin, Marksist yaklaşımın her zaman yerel koşulları göz önünde bulundurarak karar vereceğini vurgulayıp genel ilkelerle özel durumlar arasındaki olası farklara dikkat çekiyor ve örneğin Polonya’nın mevcut (1916) durumda kendi kaderini tayin etmesine kesin olarak karşı çıkıp bu tutumu milliyetçilikle suçluyor.
Bütün ilkeleri ve özel meseleleri detaylıca ele aldıktan sonra Lenin, Haziran 1920 de kaleme aldığı “Ulusal Sorun ve Sömürgeler Sorunu Üzerine Tezlerin İlk Tasarısı” isimli tasarıda “siyasal bakımdan bağımsız devletler kurma maskesi altında gerçekte iktisadi, mali ve askeri alanlarda kendilerine tamamen bağımlı devletler yaratan emperyalist devletlerin sistemli biçimde uyguladıkları aldatmaca” ya kesin olarak karşı tavır alınması, bu tutumun “bıkmadan, usanmadan” suçlanması gerektiğini belirtiyor.
Çok
“Bugün Polonya’nın bağımsızlığı, savaşlar ya da devrimler olmadan "gerçekleşmez." Yalnızca Polonya’nın yeniden kurulabilmesi için Avrupa'da bir genel savaştan yana olmak demek, en kötü türden bir milliyetçi olmak demektir, bu, küçük sayıda Polonyalının çıkarını, savaşın acılarını çeken yüz milyonlarca insanın çıkarından önde tutmak olur. Gerçekten bu, ancak sözde sosyalist olan ve onlarla karşılaştırıldıklarında Polonya sosyal-demokratların bin kez haklı oldukları Polonya Sosyalist Partisinin sağ kanadındakilerin görüşünden başka bir şey değildir. Komşu emperyalist ülkeler arasındaki mevcut ilişkiler koşullarında, Polonya’nın bağımsızlığı sloganını şu anda ileri sürmek, gerçekte bir hayal peşinde koşmaktır, dar bir milliyetçiliğin içine düşmektir. Bu, vazgeçilmez bir önkoşulu, Avrupa'da genel devrimi, ya da hiç değilse, Rusya'da ve Almanya'da devrimi unutmaktır.”
(1916)