Nilay

Bir köşede başlarken yağmur Şarabını yudumlardı şair Kadehinin kırmızılığı hoşnut ederdi boğazı düğüm düğüm olan yüreğini Sabırsızlığını dört duvara neşreden kedi gibi ciğerini dağlayan merhametsizliklere göğüs geren şair Beklerdi Gelmesini kelimelerin parmak uçlarına Mürekkepsizliğini anlatmak isterdi sararmış nahif kağıda Zerafetten yoksun bu cihanda aramıyordu da anlam Lakin aklının sokaklarında koşup duran gaspçıyı yakalamalıydı bir an önce Tanrının onu aslında mükemmel bir müzisyen olarak yarattığını bilmeliydi gaspçı Piyanonun başında kendinden geçmeliydi Notalar yaramaz ve çıkmaz yüreklere yola çıkmalıydı İşte o zaman kelimeler yol alacaktı Bir sokaktan öbür sokağa giderken şehirler kurulacak Gelişecek ve yıkılacaktı
Şiir
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Sanmıştım. O kadar çok sanmıştım ki. Boğuluyordum sandıklarımda. Beni sevdiğini sanmıştım. Çünkü öyle söyledin. Seni seviyorum, dedin. Ben de sevdiğini sandım. Hisler hakkında da yalan söylenirmiş, sayende anladım. Öyle saldın ki gölgeni üzerime senin karanlığını aydınlık sandım. Sen benim ışık kaynağımsın sandım. Hiç düşünmedim ki ışığımı çaldığı. Yapmazsın sandım. Sonra sözler verdin. Öyle sözler verdin ki bileklerimde sözcüklerinden oluşmuş bir halat belirdi. Bana bekle dedin. Ben de zamana ihtiyacın var sandım. Çabalıyorsun sandım. Çok bekledim, beklerken de çok ağladım. Gözlerimden akan yaşlar bileklerimdeki halata ulaştı. Halat öyle ıslandı ki yosun tuttu her bir yanını. Canım çok yandı, yosunlar hep kaşındırdı tenimi. Sana seslendim. Bakmadın. Duyarsın sandım. Gölgen üzerimde halatım ellerinde. Çok bekledim, zaman nasıl geçti anlamadım. Beni anladığını sandım. Halbuki ben senin sayende ıslak ve karanlık bir köşedeyken sen aydınlığa çevirmişsin kafanı. Beni ardında bırakmışsın. Hiç ilerlemiyorsun sanmıştım. İlerlemiyorduk ama beraberdik diye düşünüyordum. Sonra anladım ki sen verdiğin her sözü bir düğümle eklemişsin bileklerimdeki küflü halata. Sen çok uzaktaymışsın meğer. Uzaktan sözler verip elinde tutuyormuşsun beni. Beni kaybetmekten korkuyorsun sanmıştım. Aslında çoktan kaybolmuştum ben. Sadece gidemiyordum. Kıpırdayamıyordum. Öyle alışmışım ki karanlığa. Gözlerimi açamadım, kafamı çeviremedim diğer tarafa. Nefes alamadım. Aydınlıklara ait değilmişim gibi hissettim ilk önce. Öyle alışmışım ki küflü ve nemli havaya. Gönlüm ferahlığı anlayamadı. Ben sanmıştım ki beni hiç bırakmazsın. Öyle de oldu. Hiç bırakmadın ama beni bırakmaya mecbur ettin. Şimdi öyle yanıyor ki canım. Tekrar o karanlıkta olsam diyorum. Öyle alışmışım ki karanlıktaki o yokluğa. Kavuştuğum
İnsan ve Duygular
Bazı geceler oluyor ki ağlamamak için kendimi zor tutuyorum. Ellerimi sıkıyorum, dişlerimi adeta dilime geçiriyorum. Bazen tırnaklarım avuç içlerimi delik deşik ediyor. Kaşlarımı öyle çatıyorum ki başıma ağrı giriyor. Aklım hiçbir şeyi anlamayacak hale geliyor. Her yerim acıyla dolup taşıyor. Mideme kramplar giriyor, ellerim tir tir titriyor. Dizlerim tutmuyor. Beynimde kocaman bir zelzele baş gösteriyor. Beynimdeki zelzele kalbimdeki yangınla birleşiyor. Ortalık harap olmuş ben ise bitap düşmüşüm. Kafamda o kadar soru var ki bu her şeyi yıkan acımasız zelzele bile onları yerinden edemiyor. Sorularımın müteahhitleri temeli iyi atmış demek ki… kalbimdeki yangına su yetiştiremeyen hislerim kendilerini buldukları yerden aşağı bırakıyor. Bazıları düşünce haline geliyor, onlarsa yavaş yavaş sorulara dönüşüyordu. Ne aklımdaki zelzele duruyor ne de kalbimdeki yangın sönüyor. Rezalet bir döngünün içine hapsolmuştum. Her yer her yerdeydi. Her şey hiçbir şeydi. Elimi attığım her şey ben gözümü kapayıp açıncaya dek hiçbir şeye dönüşüyordu. Ha, bazenleri bir şeye dönüştükleri oluyordu onda da birileri geliyor ve elimden zorla alıyordu. Böyle anlatınca sanki çok kötüyüm gibi geliyor kulağa ama ben iyiyim. Ben iyiyim diyerek iyi olacağım, bunu biliyorum. Bunun için de çabalıyorum. Bazı geceler oluyor ki ağlamak asli görevimmiş gibi hissediyorum. Ellerimle başımı zor tutuyorum, çenem sanki daha önce hiç kapanmamış gibi duruyor öylece. Dudaklarım kuruyor, gözlerim hissizleşiyor. Bekliyorum, gözümden akacak tek damla o yaşı. Gözlerimi duvara dikiyorum. Aklımdaki onca soru işaretinden birinin ucunu tutmaya çalışıyorum, koşuyorum koşuyorum… Lakin yakalayamıyorum asla. Sanki kaçıyor benden. Kalbimdeki yangını harlamaya çalışıyorum, cayır cayır yanmak istiyorum. Her şeyi hiçbir şey
Duygu ve Düşünce
sen ve ben
Nefret ediyorum senin için ağlarken yüzümün kızarmasından Kulaklarımın yanmasından, burnumun sızlamasından, gözlerimin buğulanmasından Nefret ediyorum Yanındayken ruhumun yaş almasından nefret ediyorum Hislerimin bir hiçmiş gibi solmasından, senin için her korktuğumda ellerimin titremesinden nefret ediyorum Halbuki nasıl da sulamıştım her gün bir bir hislerimi? Şarkılar söylemiştim, güneşe koymuştum onları… Aslında çok iyi bakmıştım onlara şu yaşıma kadar Çok şey yaşadım daha boyum yetişmezken kapı koluna Ama hiç solmamıştı hislerim onca derde rağmen. Senin için soldurdum onları birer birer. Senin için yok saydım zamanı. Sürekli senin için susmaya çalışmaktan da nefret ediyorum Diğerleri gibi sevilmek istemiştim ben de Ne biliyim ya, yapabilirsin sanmıştım.
Şiir
YÜREĞİMİN SİRETİ Yersiz acılar ve gülüşlerle bezelenmiş Titrek ve ürkek hislere karşı verdiğim sükut dolu yanıtlarımla yorulmuş Bedenim; Meyus bedbahtsızlarla kaynayan Korkak ve berrak yalanlarla dolup taşan İstanbul'du. Kabusu ıssız sokaklara hemsaye bir aşka kurban gitmek olan Havası daima yağmura meyili olan Yüreğim; Yarık göklere bakan yanık gözlerle sözleşmiş Muzip ve munis anılarla perişan olmuş Beyoğlu Meyhanesi'ydi. Tekebbürlükle huzursuzca cahilce bir şekil bulan Bir başına kapısı olmayan labirentte kayıp fikriyatımı arayan Aklım; Sararmış kağıtları çeviren yorgunluğunu ve emektarlığını titremesiyle gösteren elleri birleştiren Fahiş ve fasih umutlarla ciğerlerde öksürüğe sebebiyet veren Üsküdar Kıraathanesi'ydi. Yüreğim ve aklımla İstanbul'dum. Ben İstanbul'dum. Karmaşık ve kendini bilmeyen Sokaklarında dilenciler ve evsizlerle dolu olan... Bir yokuşu denize inen Bir yokuşu çıkmaza varan Ben istanbul'dum işte Sende öylesin en kırık hayallerimin sahibi sevdiceğim. Merhametsiz dalgaların kıyıyı şefkatle öptüğü Ortaköy, sensin mesela. Bir tarafta yaşamı ve ölümü farkında olmadan canını dişine takıp trafiği aşmak isteyen sabi beşerlerin yolu köprün var Bir tarafta yaşam ve ölümü anlamaya adanmış hayatları olan Tanrı yolcularının durağı camin var Hatta sahilin kenarında oltasıyla umut tutmak isteyen bir beyefendi, Kaldırımın ucunda iki çocuğunu bu kalabalığın soğuk hissizliğinden sıyırmak isteyen bir anne, Karşıdaki bankta yüreklerini ellerinde yaralar ve kanlarla tutan iki aşık, Trafik lambasının altında oturan aklının ve hislerinin meşalesi flütü olan kız çocuğu, Son seferini yapmış vapurdan en son inen fikriyatının tercümanı yürüyüşü olan genç adam...
Şiir