Bu konuda kadınlar çok ahmaktır. Kalın kafalarına bir şey girmez. Kendilerini güvende hissetmek için bir erkeğe ihtiyaç duyarlar da korkulacak tek şeyin o aynı erkekler olduğunu fark etmezler. Kendilerini idare etmeyi bilmezler, başkaları uğruna fedakarlık etmek ihtiyacını duyarlar.
Filmde bir adam kadının portresine aşık, o kadın da onu portresine bakarken görüp “Ben geldim,” deyince adam, “Sana değil, portrene aşığım,” diyor. Bu filmi çok seviyorum, yaşanmayana övgü gibi. Yani kurduğu hayal sadece kendine ait, sevgisini bozmak istemediği için, sevgisini yaşamak, portredeki kadını tanımak istemiyor.
Rüzgar ile güneş adamın paltosunu çıkarmak için iddiaya tutuşur. Rüzgar eser, estikçe adam paltosuna sımsıkı sarılır. Sıra güneşte. Bulutların arasından hafifçe yüzünü gösterince adam kollarını gevşetir, az daha çıkınca düğmelerini çözer, tepeye geldiğinde adam paltosunu kendiliğinden çıkarır. Yani zorla yaptırarak değil, kendisi o ihtiyacı hissedecek.
İşbirliğini örtbas etmek nereye kadar? Almanlar Hitler’i desteklemelerinin ayıbından hala kurtulamadı. Ne mi yapmalı diye soruyorsunuz. Önce kendimizle hesaplaşalım. Biat kültürümüzün ahlaksızlığından arınabilmeyi sessizce de olsa kendimizden özür dileyerek başlatalım. Neler çektik diye mağdurluğa oynamayalım. Arada sırada saman alevi gibi parlamak bizi affettirmez.
Nazım Hikmet’in insan olma hali yaşamımı etkiledi. Başkalarına da zarar verebilen aşık olma haliyse başka. Kelebeklik bu. Aşık olduğundan çok, aşık olma haline aşık.