Bir taraftan Tanrı ve Tanrıçalara çatıyordu. "Mademki, onlar bizi yarattılar, neden öldürüyorlar? Neden insanlara acı çektiriyorlar? Bir insanı başkasını öldürünce cezalandiriyorlar; Tanrılar ise istediklerini öldürüyor, istedikleri zaman şehirleri yakıp yıktırıyorlar. Rüzgârlar, fırtınalar, yağmurlar ve taşkınlıklar veriyor, tufan ile yarattıklarını yok ediyorlar. Bu yaptıklarından dolayı onları cezalandıran da yok?!" diye düşünüyordu.
“Şaşırma şaşırma, savaşta bunlarla cephane taşıdık. Bu sandıklar benim için çok önemlidir. Şimdi o savaş bitti yeni bir savaşımız başlıyor. O da kültür ve sanat savaşımızdır ve okumakla, kitapla olur. İşte şimdi cephane taşıdığımız o sandıklara kitaplarımı koy. Cephanenin yerini artık kitaplar alsın.”
Atatürk, Ankara’nın ufkuna bakarak bir süre düşündükten sonra,
“Samsun’a çıktığım günü kutlayınız,” der,
Çevresindeki tarihçilere dönüp,
“Samsun’a ne zaman çıktım?” diye sorar.
Tarihçiler hemen yanıt verir:
“19 Mayıs 1919’da!”
Yüzü aydınlanan Atatürk,
“İşte benim doğduğum gün!” der.
"General Harington, bir kahve içmek için masalarını şereflendirmenizi arzu ediyorlar Paşam," der..
Mustafa Kemalin yüzü asılır,
"Kahve icmek istiyorlarsa kendileri lütfen benim masama buyursunlar, "der.
Tercüman, Harington'un isteğinin geri çevrilmesine cok şaşırırken Mustafa Kemal devam eder:
"Ne de olsa onlar burada misafir...Bizde adettir, kahveyi ev sahipler ısmarlar, misafirler değil!"