Ama aşk, bir cenin bedeninin karanlıklarında acıyla dönüp durmaktan kurtulduğu, nefes ve dudak aracılığıyla kendini zikir ve itiraf edebildiği zaman gerçek aşktı.
İçinde hâlâ usulca canını acıtan bir şey vardı ama bu vaat dolu, kor gibi, ama yumuşak bir acıydı; tıpkı tamamen kabuk tutmadan önce yanan yaralarınki gibi.
Bu insanın bir zamanlar aşığı olması ona şimdi birden gerçek dışı ve saçma geliyordu. Genç kadın hiçbir şeyi hatırlamıyordu; ne göz rengini ne yüzünün biçimini; okşayışları aklında kalmamıştı.