Gültekin Vural

Mermi, kavislerinin örgüleri altında yatıyor, meçhulün merak ve gerginliğini yaşıyoruz. Üzerimizde boşlukta süzülüyor tesadüf. Bir mermi gelirken büzülüp kalabilirim, hepsi bundan ibaret. Düşeceği yer ne malûmdur bence, ne de sözüm geçer mermiye.
Biz genç değiliz artık. Biz dünyayı fethetmek istemiyoruz artık. Kaçağız biz. Kendimizden kaçıyoruz. Hayatımızdan. On sekiz yaşında idik; dünyayı, hayatı sevmeye başlamıştık, sevdiğimiz bu şeylere kurşun sıkmak zorunda kaldık. Patlayan ilk mermiler kalbimize saplandı.
Ve öğrendiğim en önemli şeylerden biri de insanın üzerinde kontrol sahibi olmadığı şeyler üzerinde kontrol sahibi olmaya çalışmasının mantığa aykırı olduğu.
Kalabalıkları en çok heyecanlandıran şey her zaman en üsttekilerin düşüşüdür; hayranlığın karanlık yüzüdür bu, kıskançlıkla insanın kendi sıradanlığından ötürü duyduğu üzüntünün birleşimidir.
«Bir kıç kaşıma makinası isteyeceğim. Böyle Allah-tan reva mı ki, siz karıncalarım dururken, ben karda kışta kıyamette kaşınmak istedikçe gece yarıları dışarıya çıkayım da kıçımı şu ulu çınara vereyim? Söyleyin, bir sultana böyle kıç kaşımak yaraşır mı?»
Edebiyat