Yanlış zamanda karşılaşılmış, ziyan edilmiş doğru insandın sen. Seni tanıdığıma pişman değilim, neyi sevip neyi sevmediğimi öğrettin bana. Neyi isteyip neyi istemediğimi, neyden kaçmam gerektiğini öğrettin. Her şeye rağmen seni tanımak güzeldi. Hayat seni incitmesin. Teşekkürler.
Her dudakta aynı rezil şikayet:yaşanmaz bu memlekette!
Neden?
Efendilerimizi rahatsız eden bu toz bulutu, bu lağım kokusu, bu insan ve makine uğultusu mu?
Hayır,
onlar Türkiye’nin insanından şikayetçi. İnsanından yani kendilerinden. Aynaya tahammülleri yok.Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını “yaşanmaz”laştıranlardır
Bir gün bir yalnızlığa düştüm yine. Başımı
ellerimin arasına aldım, sessizce ağlamaya başladım .
Önümde yarıya gelmiş bir konyak şişesi 'beni iç'
diye fısıldıyordu, 'beni iç'. Sonra yalvarmaya başladı:
'Ne olur' dedi 'ne olur haydi iç beni'.
Bir bardak doldurdum, tepeme diktim .
Şişe rahatladı, sustu. Hani ellerimiz birbirine
değince nasıl oluyorduk? İşte öyle oldum .
Hani bakışlarımız buluştuğu zaman, bir başka
türlü atması vardı yüreklerimizin. Onu hatırladım .
Sonra bir tren hareket etti. Sabahtı. Karşıkarşıyaydık .
Konuşuyorduk. Ben sevmek diyordum durmadan.
Gözlerim gözlerine soruyordu: 'seviyor musun?' diye.
Hep evet diyordu gözlerin, ellerin, dudakların hep
evet diyordu. Oysa ki, bir çok hayır diyen insan vardı
çevremizde. Örneğin: bir çocuk hayır, diyordu, bir kadın,
bir adam ve bir başkası, bir başkası hayır diyordu.
Hayır'lar arasında ezilmeğe mahkûmdu evet'lerimiz .