Ayşegül Demiröz

Korkarak, kendimden bir şeyler bularak
7/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2020 22. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2020 23:58
Kitaba birçok noktadan yaklaşarak bir incelemeler bütünü çıkartmak abes kaçmaz. Zira kitabın muhtevasında; kurgu, sosyal hayat, din ve inançlar gibi birçok noktada incelenmeye değer şeyler barındırıyor. Şimdi bir yerden başlayalım. Öncelikle yazar Patrick Suskind bir Alman. Kitaba ilk başlayanlar bir araştırma yapmadıysa şâyet yazarın Fransız olduğunu düşünebilirler ki romanın tamamı Paris daha doğrusu Fransa’da geçiyor. Bunu yazarın kendi biyografisine baktığımızda üniversite öğreniminden sonra eğitimine devam etmek için gittiği Fransa’ya bağlayabiliriz. Büyük ihtimalle Fransa’daki yaşamı onun, romanını oluştururken büyük etki sağladı. Kitaba geçecek olursak, roman başlarken dahi isminin hakkını öylesine veriyor ki yazarın yaptığı betimlemelerle okuduğunuzda soluğunuzu çekerken sanki o pis kokular burnunuzun dibinde bitiveriyor. Pis kokular, diyorum zira yazarın Paris’in havasından suyundan ve dönemin her hâlinden pek de hoşnut olmadığı yaptığı anlatımla perçinleniyor. Baş karakterimiz olan Grenouille, anlatıcının “ O, dünyanın en pis kokan yerinde, kokusuz olarak doğmuş olan...” şekliyle tanımladığı bir kişi. Bu tanımla aslında kitabın tamamını kapsayan buna şâmil olan bir tanımla. “... çöpün, çamurun, kokuşmanın, içinden gelen, sevgisiz büyümüş, sıcak bir insân ruhu olmadan sırf inatçılığından ve iğrentisinin verdiği güçle yaşayan...” tanımlamaları da onun nasıl biri olduğunu az çok anlatıyor. Grenouille, çok iyi koku alabilen bir burna sahip ki kilometrelerce uzaklıktaki bir kokuyu bile duyabiliyor. Havada var olan kokuları tek tek ayırt edebiliyor, çok iyi çok kaliteli parfümler yapabiliyor. Ama aslında onun aradığı başka bir şey var. Bu başka bir şey olayına girersem kitaptan spoiler vermiş olacağım. Kitabı anlatmaktan ziyâde naçizane ondan neler anladığımı
Edebiyat
KokuPatrick Süskind · Can Yayınları · 201827,3bin okunma
Reklam
Puan vermedi·128 syf.··
Beğendi
·
2020 23. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2020 05:21
Kendini Çevirten Şiir yazısından esinlenerek; Cemâl Süreya, “... temelde şiirin başka dile çevilemeyeceği kanısındayım ben de. Şiirin kendi yazıldığı dile bile çevirilemeyeceği kanısısına da katılıyorum” der. Burada ikinci cümlede geçen –kendi diline bile çevirilemez- ibâresini özellikle Eski şiirimiz için özele indirmek istiyorum. Zîrâ Divan şiiri günümüzde özellikle akademisyenler, çalışmalarını yaparlarken nesre çeviri ya da diliçi çeviri adını verdiğimiz yöntemle bügünkü anlayabileceğimiz bir dile çeviriyorlar. Yânî bunu yaparken şiirden neler alıp götürdüğümüzü say say bitiremem; ancak bunu yadırgamaklar birlikte elzem bir şey olduğunu da es geçemem. Zîrâ şiirleri anlayabilmek için bu yöntemi kullanmamız kaçınılmaz. Yine Cemâl Süreya “Bir şiirin başka bir dile çevrilmişi, kendi dilinde ikinci kez söylenmişinden daha başarılı olacaktır” diyor. Bu sözü hasbelkader ucundan tatbîk etmiş biri olarak şunu diyebilirim ki, bir gün derste şâirlerden Fazlî’nin Gül ü Bülbül mesnevisinin diliçi çevirisini yapıyorduk. Mesnevinin bölümlerindeki başlıklar Farsça aşağıdaki beyitler ise Türkçe idi. Hocamız Farsça’dan çeviriyi gâyet râhat yaparken sıra beyitlere geldiğinde hep birlikte hummâlı bir didişme başlardı. Şu kelime olsa daha iyi olur ya da bu sıfat kullanılsa anlam daha güzel oturur ya da bu kelime kulağa daha hoş geliyor bu minvâllerinde birçok kafa yoran şeyler çıkardı ortaya. Yabancı bir dildeki şiiri çevirirken kendi dilinin tüm ifâde imkâlarını kullanabilirsin (gerçi buna karşı çıkanlar da mevcȗt); bu çeviriyi daha râhat kılar. Ancak zaten kendi dilinin ifâde imkânları ve ahenk unsurları kullanılarak yazılmış bir şiiri tekrâr kendi dilinde bir ifâdeye sokmak, o şiiri bâzı noktalarda sakat, eksikli bir yere doğru sürükler. Aslında yüzyıllardır devâm etmiş olan Klasik
Türkçe Bilenin İşi Rast GiderCemal Süreya · Yapı Kredi Yayınları · 2018432 okunma
Şiir incelemesi
Puan vermedi·274 syf.··
2020 21. kitabı
Divandan bir beyit incelemesi... Nesîm âteş çıkardı gonca-i çeşm-i ümîdimden Bıraktı gülşen-i âmâlime berk-i bahâr âteş Nesre Çeviri: Hafif hafif esen rüzgar ümidimin gözünün goncasından ateş çıkardı; arzularımın bahçesini bahar şimşekleriyle ateş içinde bıraktı. Şerh: Şâir, âşığa itafen “gonce-yi çeşm-i ümidim” derken ufacık tefecik bir umudum var idi, ılık ılık, latif esen bir yel geldi ona dokunarak onu büyüttü.Burada âşığın hayal kırıklığı göze çarpmaktadır. İnsanda da öyledir ufak bir hayal kurarsınız ve onu düşünerek, ona dokunarak fazla büyütmezseniz sonucu olumlu ya da olumsuz olarak vuku bulsun, bu insanı o kadar etkilemez. Ama işte burada “nesim” yani rüzgar gibi âşığın ümidine dokunulursa küçücük ümid, kocaman olur. İşte şair burada “nesim” ümidimden “âteş” çıkardı diyor ve devamında da bu ümidi kocaman bir “gülşen-i âmâl” oluyor. Daha sonra ise bu arzularının ve dahi ümitlerinin bahçesine bahar şimşekleri düşüyor ve her yer ateş oluyor. Bu beyitte belirsiz olan durumlar var. Nesimin âşığı ya da şairi etkilemesiyle ateş çıkartması biraz abes. Âşık sevgiliden başkasından bir ümit görmesi bir nevi sevgiliye hakarettir. Bu “nesim” ya sevgili olacak ya da sevgilinin dışında âşığı kötü etkileyen bir mâsiva. Burada aslında biraz da maddi ve manevi âlemin tezahürleri görünmektedir. Âşık sevgiliden gelmeyen bir ümide kapılmış ve emelini çoğaltıp emellerinin bahçesi olduğunu söylemiştir. Böylece sevgili gibi tek bir emel değil de emellere sahip olması onun “gülşen-i âmal”ine yani arzularının bahçesine bahar şimşekleri olarak, sevgiliden gelen bir gazab olarak görülebilir.
Edebiyat
Şeyh Galib Divanından SeçmelerŞeyh Galip · Kültür ve Turizm Bakanlığı · 198540 okunma
9/10
·580 syf.··
Beğendi
·
2020 17. kitabı
Oğuz Atay'ın yazın dünyası için oldukça güzel yazılmış bir inceleme kitabı. Atay'ı daha iyi anlayabilmek ve eserlerini yazarken hangi kaynaklardan beslendiğini görebilmek adına oldukça emek verilmiş bir çalışma.
Ben Buradayım...Yıldız Ecevit · İletişim Yayınları · 2017328 okunma
Puan vermedi·640 syf.··
Beğendi
·
2020 16. kitabı
Lise yıllarımda okuduğum bu kitabın üzerimdeki yoğun hissinden kısaca bahsedeceğim. Bana göre gerçekçiliği çarpıcı şekilde veren bir roman. Zira, insanların yaşadıklarını, açlığı, o bunaltıcı sıcağı hatta hani asvalt sıcağı vardır ve kokusu burnunuza gelir ya işte o bungunluğu iliklerime kadar hissetmiştim, bu kitabı okurken. Üzerinden yıllar geçmesine rağmen hâlâ böyle kuvvetli hissediyorsam, bunu, yazarın gerçekçi tasvirlerine ve uslûbuna yorabilirim. “Açlığı yalnız kendi midesinde değil çocuklarının da büzülmüş karınlarında duyan bir adamı nasıl korkutabilirsiniz?” Tekrar okumam ve farklı ya da aynı cümlelerde kendimi tekrâr keşfetmem gerekiyor gâliba...
Gazap ÜzümleriJohn Steinbeck · Engin Yayıncılık · 199245,7bin okunma