Dilenci zengin birine gelip yardım istemiş. Zengin hiçbir şey vermemiş ve kovmuş onu: "Defol buradan!"
Dilenci gitmemiş. Bunun üstüne zengin kızmış ve yerden aldığı taşı dilenciye fırlatmış.
Zavallı dilenci, taşı yerden alıp heybesine koymuş ve "Bu taşı sana atabilecek hale geleceğim güne kadar yanımda taşıyacağım!" demiş.
Sonunda o gün gelmiş. Zengin yanlış bir iş yapınca her şeyini elinden alıp hapse atmışlar. Hapishaneye götürürlerken dilenci yanına gelmiş, heybesinden taşı çıkarıp atmaya hazırlanmış. Sonra bir an düşünmüş ve taşı yere bırakmış.
"Bu taşı boşuna taşıdım onca zaman, o zengin ve güçlüyken atmaya korkuyordum şimdi ise ona acıyorum."
1903'te İzmir, Müslümanlar açısından, 43 yıl öncesinin Erzurum'undan pek farklı değildi. Sokaklarında lamba yanmayan Türk semtleri karanlık ve yoksuldu. Frenk Mahallesi ise ışıl ışıldı. Yabancı havagazı şirketi orada idi. O mahallenin sakinleri, geceleri Kordon boyunda çılgın gibi eğlenirler, sabah olunca da ekonomi, eğitim ve kültür hayatını düzenleyen işlerinin başına geçerek şehri yönetirlerdi.
"Düşünce ağırlaştı mı, insan hiç sanır.
Ben öyle sanırım. Konuşmak kolay.. düşünmeyen, derdi olmayan, bir meseleyi derd edinmeyen, hiç demez; konuşur."