“Bu yeryüzü insanları pek gariptirler. Kendilerini önce suya atarlar, çılgın gibi ölümdedir gözleri. Derken bir başka iki bacaklı, karanlıktan tesadüfen çıkar gelir; eteklikli, göğüslü, uzun saçlı biri. O zaman yaşamak birdenbire yine çok güzeldir, tatlıdır. O zaman hiçbir erkek ölmek istemez. Birkaç tel saç yüzünden; beyaz bir ten, birazcık kadın kokusu uğruna. O zaman ölüm döşeklerinden kalkarlar, şubatta on binlerce geyik gibi zindedirler. O zaman bu lanetli, boş, sefil yer yuvarlağında yaşamaya dayanamadıklarını iddia eden, sular içinde o yarı ölüler bile dirilir. Sulardaki ölüler yine kımıldamaya, yürümeye başlarlar… Hepsi bir çift göz, o bir parça yumuşak ve sıcak sevgi, o ufacık eller, o narin boyun uğruna. Hatta sudaki ölüler bile. Ah iki bacaklılar, ah şu dünyanın bu pek garip insanları…”
“Mus’ab b. Umeyr (r.a) ellerini açar ve şöyle dua eder: “Allah’ım! İhlasımı arttır!” Neden böyle bir dua?
Çünkü davet ve tebliğ ancak ihlas ile yapılırsa bir yankı bulur. Aslında Hz. Mus’ab’ın söylediği şudur: “Allah’ım, sözü bana yürekten söylet ki yüreklere dokunsun. Eğer sadece dilimden söylersem kulaklarda takılır kalır o sözler… Yürekten söylet ki yüreklere temas etsin.”