Yabancısı olmadığım bir tek olgu var. O da kendi varoluşum. Belki tek mutluluğum bu. Tek bağlantım. Kendimi kavrayamazsam, tüm varoluşum yitmiş demektir.
"Acı çeken bir insana verebileceğiniz en değerli şey, teknik bir cevap değil 'duyulmuş olma' hissidir."
"İyileşme, bilgi aktarımıyla değil, kurulan bağ ile gerçekleşir."
David Luterman
Dünya ancak insanın onu oluşturduğu biçimiyle bir anlam taşır. Kendisine yarattığı bu dünyada, insan kendi yaşamından sorumludur. Yalnızca eylemleri için değil, eyleme dönüştürmedikleri için de. Dolayısıyla yalnızca yaptıklarımızın değil, görmezden geldiklerimizin de sorumluluğu bize aittir. Kendimizin yarattğı bir dünyanın kendimizden başka bir temeli olmadığı için yaşanabilecek "temelsizlik anksiyetesi" sürekli kaçındığımız bir duygudur. Özerk davranma, yalnız kalma ya da kararlar verme gibi durumlardan kaçınarak bu duyguyla yüzleşmemeye çalışırız.
Kendimizden daha büyük bir kurum, güç, otorite ve mitos arar ya da yaratırız. Ya da Heidegger ve Sartre'in vurguladıkları gibi, daha güçlü bir savunma mekanizması sayesinde, dünyamızı sanki bizim yaratımızdan bağımsızmışçasına yaratırız.
Yaşamaktan korkan insan
yaşamı taşınmaz bir mal gibi depolama eğilimindedir ve geleceğini de sürekli ipotek altında tutmaya çalışır. Yaşamazlık ve ölüm
zaten her an onunla birliktedir.