Hayır, bu mide bulandırıcı dünyaları, bu uğursuz yüzleri görmeye ihtiyacım yoktu benim. Tanrı o kadar görgüsüz müydü ki kendi dünyalarını gözüme soksun benim!
Beni teselli eden tek şey, ölümden sonraki yok olma ümidiydi. İkinci bir hayat düşüncesi beni korkutuyor ve yoruyordu. Henüz içinde yaşadığım dünyaya bile alışmamışken öbür dünya benim neyime!
Acaba uzun bir süre yalnız yaşayınca insan böyle mi oluyor, bir düşüncenin ortasında birden konuşmaya mı başlıyor, konuşmakla konuşmamak arasındaki ayrım siliniyor mu, içimizde kendimizle sürdürdüğümüz hiç bitmeyen sohbet hâlâ görüşmeyi sürdürdüğümüz insanlarla yaptığımız konuşmaların içine mi sızıyor, insan çok uzun süre tek başına yaşayınca birini ötekinden ayıran sınır bulanıklaşıyor mu, bu sının geçtiğini fark etmez duruma mı geliyor, diye düşünüyorum. Benim geleceğim de böyle mi olacak?
İşin ilginç yanı, daha sonraları pek çok kez herkesin sevdiği insanların genellikle biraz silik, yumuşak, kimseyi kızdırmamak için ellerinden geleni yapan insanlar olduğunu görmüştüm...