Dünyadan tümüyle uzaklaşmak için korkuyla titreyerek, altına saklayabileceğim bir mobilya arıyorum, mektubunla yarattığın fırtınanın pencereden çıkıp gitmesi için yalvarıyorum
Kimse benden benim kendimden istediğimden daha fazlasını beklemesin , beklese bile birçok şey istenildiği gibi olmuyor hatta her şeyi yitiriyorum. Bu oyun esnasında beni cesaretlendirmek için yaptıklarınız gibi: bana cesaret vermiyor, aksine beni engelliyor durduruyor. Bir anda ne yapacağımı şaşırıyorum , yaşamdaki her şey birden anlamını yitiriyor ve kurban avcıya dönüşüyor.
Bazen sanki karşılıklı iki kapısı olan bir odadaymışız hissine kapılıyorum, ikimiz de kendimize ait kapının koluna yapışmışız ve birimizin göz kırpmasıyla diğeri aniden kendi kapısının arkasına dönüyor. Hele birimiz diğerine söz söyleyecek olsa , diğeri kapıyı kapatmış ve çoktan gözden kaybolmuş oluyor. Birimiz kapıyı tekrar açmak durumunda çünkü bu kimsenin diğerini terk edip gidemeyeceği bir oda. Birimiz diğerine bu derece ve biraz sakin olabilse, hiç olmazsa diğeriyle ilgilenmiyormuş gibi davransa, o zaman odada yavaş yavaş düzen sağlanacak. Fakat olan bu değil. Diğeri o kapıda aynı şeyleri tekrarlamaya devam ediyor, hatta her ikisi de bazen aynı anda kapının arkasında duruyor ve o güzel oda boş kalıyor. Bunun sonucunda istenmeden de olsa birtakım yanlış anlaşılmalar gelişiyor ve diğerini üzüyor.
Bir daha hiç hediye alamayacağınız birinin verdiği son hediyeyi kaybetmenin verdiği his gibi yaşamım. Sürekli bir şeyleri arayıp bulamamanın çaresizliği, yenisini alamamanın ümitsizliğiyle dolu.
Tanrı çok istediğimden olsa karşıma tekrar çıkardı bu şansı. Ben ise aynı tembellikle yok ettim son şansımı da. Belki de bana bu şansı vermesinin nedeni beni azimsiz ve yapamayacak olarak görmesi. Çünkü bir şeyler başaran insanların hayatında her şey ters gider. Şanslarını sadece kendileri yaratır. Ya da tanrı bana inandığı için bana destek oluyor. Ama bu ihtimal bir psikopatın içinde insanlık aramak kadar boş, beklentisiz bir ihtimal. Ne denir bilmiyorum. Yaşayıp göreceğiz.