Öyle bir boşluk var ki hayatımda, yaşadığım her olayda etkisini görebiliyorum. Hissettiğim suçluluğu atamıyorum üzerimden. Onun yanında tepeden tırnağa çiçeklerden papatya, yukarlardan bulut, aşağılardan deniz kesilirdim. Bilirsiniz, güzel hisederdim işte. Özellikle akşamüstleri.
Yalnızlığı sevmeli bir insan. Hüznü sevmeli yanında. İkisini de yan yana koyup tadını çıkartabilmeli. Sesin olmadığı bir yakasından tutup hiç bırakmadan, içindeki düşünceleri çekip çevirmeli. Insanlarla konuşamadı diye üzülmeyip, Allah'ıyla bir konuşmalı şöyle uzun uzun kurarak cümlelerini.
Kitap okuyacağı köşelerin hayalini kurmalı pazar günleri. Kahve içmeli karşısında çay içecek kimsesi yoksa. Demleme dışında sevmesem de yalnız birinin sallama çay içmesine musamaha gösterebilirsiniz diye düşünüyorum.
Pencereyi sol yanıma aldım, göz ucuyla dışarıları izliyorum. Yere değil ama havaya bakıyorum. Insanların umutlarını biriktirdikleri yerlere. Hava soğuk. Olsun, bir gün yaz gelecek nasılsa. Hava soğudukça yaza daha az kalmıyor mu? Çiçekler yolları, bahçeleri güzelleştirecek umuduyla avutu-
yorum kendimi. Hangi çiçek kokusu beni onun kadar rahatlatabilir bilmiyorum ama bir umuttu yaşamak, deyip bekliyorum işte. Bir kokunun gidişini durdurabilir mi bir bahçe miktarınca çiçek?
Gidecek, gidince hem yanıp hem yakacak olan birini mi buldun Seyyah bu kadar sevmek için? Öyle oldu, ateş nefes verdik de üzerimizde harlandı.
Sağlık problemleri zekâ problemlerine, zekâ problemleri karakter problemlerine, karakter problemleri toplumsal problemlere dönüşüyor ve "birey" i boğuyordu. Bu gezegende birey doğamıyordu.
İnsan.
İnsan olamadan, insan olmanın ne demek olduğunu dahi anlamadan sürülüyordu yaşamdan. Anlamsızlıklar içinde büyüyor, okul denen işkencede ruhu kırılıyor, acımasızca öldürülen hayvanlarla ya da vücuda asla girmemesi gereken kimyasallarla beslenip her lokmada lanetleniyor ve ne için var olduğunu, yaratılışının ana konusunu dahi anlamadan toplum denilen bu hapishanenin içinde eriyip gidiyordu. Artık hayatta kalmak için birbirlerine ihtiyaçları olmasa da, cehennemin yükünü paylaşmak için bir arada olmak zorunda hissediyor gibi yaşıyordu insansılar. Biri ölünce trajedi, binlercesi birlikte ölünce istatistik oluyordu. Sürekli yıkılıp yeniden kurulan karınca kolonisi gibiydi bu gezegendeki sözde insanlık, tüketmekten başka hedefleri yoktu. Alacakları araba, ev, sahip olmayı planladıkları para için yaşar olmuşlardı.
Zenginlik insana ait bir özellik değil” diyorum. "Para insanın doğal bir parçası değil; kaybolabilir, çalınabilir, Soyut bir kavram, birtakım sıfırlar.. Zaten hayatta anlamlı olan değerler parayla sahip olunamayanlar. Kitap, çalışacak insan, eşya alabilirsin; ama bunlar bilginin, dostluğun, paylaşma duygusunun yerini tutamaz. Oysa zengin aptallar paranın çok önemli olduğunu sanıyorlar, bu yüzden de servetlerinin kendilerine ruhsal bir ayrıcalık, özel bir mutluluk getirmesini bekliyorlar. Bu mümkün olmayınca , içleri de boş olduğu için can sıkıntısı başlıyor. Konuşacak bir şeyleri olmadığı için tavla, kağıt oynayarak edebiliyorlar bu hayata ve birbirlerine. Veya işkolik oluyorlar, sanki kıtlık koşullarından kurtulmaları gerekiyormuş gibi işlere dalıyorlar. Onların yerinde olsam intihar ederdim".