“Kediler! Öyle mi? Demek ki otuz üç sene yan yana geçen bir beraberliğin sonucu, evlilik bilmecesinin çözümü bu cevap oluyor. Otuz üç sene önce, evliliğin ilk aylarında sevginin sonsuzluğuna, aşkın ölümsüzlüğüne yeminler eden aşığının ağzından, kendisinin kedilere, her türlü mana ve yetenekten yoksun keyfi bir ilgi için feda edildiğini işitmek onurunu kırdığından, artık bu hale bir son vermek üzere kesin karar almıştı. Zavallı koca!”
İnsan, diyorum; öyle durduk yere soğumuyor hayattan ve insandan. Susuyor ve sustukça biriktiriyor ve sonra ya içindekileri haykırıyor ya da sessizce uzaklaşıyor… Herkesten ve her şeyden…
Hiçbir şey uğraşmayı değer gibi gelmiyor. Kendi düşüncelerim bile eskidi. Hepsini daha önce zaten düşünmüştüm. Sonuçta yaşamanın anlamı nedir ki Anne?
Çocuğun bu metaneti orada bulunanların kalbini parçalıyordu. Zaten bir felakete sükun ve itidalle tahammül edenlerin manzarası o felaket için ağlayıp çırpınanların manzarasından çok daha korkunç ve ezicidir.
Kuru ve sabit gözlerin arkasında nasıl bir ateşin yandığı, yavaşça kalkıp inen göğsün içinde nelerin kaynadığı bilinmediği için insan mütemadi bir ürkeklik ve tereddüt içinde üzülür...