Anımsıyorsundur: Senin için, “Benim kızım
insan olacak” demiştim. Sen, benim bu sözümü
o anda beynine kazımış, ama yüzüme de hayretle
bakmıştın — o hayretini anımsıyorsun, değil mi?
Evet, gururla, biraz da övünçle söylemiştim o
sözü (babalar çocuklarından kendilerine pay çı
kartırlar ya işte...); ama, yüzümde bir hüzün, bir
üzüntü de görmüştün. Şaşırmıştın; pek bir anlam
verememiştin buna.
Bugün anlamışsmdır — anladığını biliyorum :
o gurur ile o hüzün nasıl oluyor da birarada bu
lunabiliyorlar; biliyorsun.
Yazdıklarımı şimdi okurken, beni iyice anlaya
bilecek konumda olacaksın — yıllar geçecek; bü
yüyeceksin. O zaman, bana küçükken beslediğin
duygular, belki bir-iki anıya sıkışıp kalmış olacak;
belki de, kocaman bir boşluğun incecik çeperleri
durumuna gelecek; ama bu cılız anılardan onla-
nn anlamını çıkarabilecek yaşa gelmiş olacaksın;
yıllar boyunca da, düşüne düşüne, çıkaracaksın.
Bunu umuyor değil, biliyorum; çünkü sende,
daha o yaşında bile, o anlamı kavrayacak gücü
görmüştüm — yani, şimdi, görüyorum...
demek ki, kişi, yaşamının anlamını kurmak için, değerlilik odağını, ne kendisine ne de ötekine koymalı - ortaya koymalı : şu koşulla ki, 'öteki' de, aynı bakışla, kendi 'ben'ini de 'öteki'lik anlayışını da, aynı şekilde, aynı ortaya, koya...
Herhangi bir sayfa açsan sanki bu soruya cevap bulacakmışsın gibi gelir. Cümlelerinde kendinde var olduğunu fark etmediğin anlamlar, henüz tanışmadığın izler bulursun. Öyle girer ki yaşamına, tavşanını sevme ediminde bile aklında birden yankılanır. "Tavşan besleyen, kendisini sürekli anlamaya çalışan, ama hiçbir zaman anlamayacak- sürekli yakınlaşmaya çalışan; ama hiçbir zaman yakınlaşamayacak- bir varlığı anlamaya; ona yakınlaşmaya, çalışmayı da öğrenmelidir- bile bile..." diyordu Uzak kitabında. Oruç Aruoba'nın bendeki tezahürü yaşamın en apansız anıda aklımda sözlerinin yankılanışı oldu. Bazı günler alırım tek tek kitaplarını elime, özenle sayfaları arasında işaretlediğim yerlerde gezinirm. Yazdıklarıyla dengeye gelme isteği duyarsınız ama onun dengesizliğinin çığırtkan bağırışlarını duyarsınız, bazen de apansız sessiz denge-siz-liğini. İşte o zaman anlarsınız denge bir hayaldir. Dengesizlik kaçınılmazdır. Kendi zavallılığınıza sakladığınız kötü yanlarınızı birden açığa çıkartır, bazı zaman da iyi olmaya zorlar sizi ama bunu da bilmeden yapar. Size bu paket olarak yüklenir.
Yazdıklarının gerçekliği karşısında naif tabiatınızdan sizi sıyırıp gerçekliğin dünyasına iter ama öyle zamanlar olur ki sizin görünürde vahşi olan tabiatınızdaki naifliğinizi bulup açığa çıkartmanızı sağlar. Ve tüm bunları bilinçli bir oluşumla değil, tamamen kendi olarak yapıyor. Yani sizi yapmaya itiyor kendi varoluşuyla. Oruç Aruoba okumak bir iç hesaplaşmadır kişinin kendiliğiyle. Gerçekten kendin üzerinde derin bir düşünce biçimi yaratmak, tıpkı bu.